I. Dünya Savaşı - Seydibeşir kampı

Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
☪Uyvar ın önünde güçlü bir Türk☪
Seçkin Üye
Katılım
29 Ara 2019
Mesajlar
339
Çözümler
5
Tepki puanı
88
Ödüller
3
6 HİZMET YILI
Bu yazıda bir tarihçiden dinlediğim olayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Çanakkale zaferini herkes bilir. Bu zaferden sonrası ile başlamak istiyorum yazıma. İtilaf devletlerinin birçok amacı bulunmakta ve bunlardan biri de Rusya'ya yardım göndermek ve buğdayından faydalanmak. Bu arada Rusya dünyanın en büyük buğday üreticilerinden biri. Günümüzde bile. Neyse konuyu dağıtmadan;

1036210.jpg

Çanakkale cephesinde bozguna uğrayan itilaf devletleri Rusya'ya yardım gönderemediler. Daha sonrasında itilaf devletleri tarafından Irak, Hicaz ve Yemen cephesi açıldı. Amaçları Musul ve Abadan petrollerini ele geçirmek, Türklerin olası İran üzerinden Hindistan'a ulaşılmasının engellenmek ve Rusya'ya yardım göndermek.

Irak cephesinin komutanı Süleyman Askeri beydir. Daha Sonra intihar etmesi nedeniyle Halil Kut Paşa olmuştur. Bu cephede Selman Pakda bölgesinde, Kut'ül Amare'de 20 bin asker ve General Townshend'ı yenip esir aldık. Büyük başarı sonrası Halil Paşaya soy adı kanunuyla Kut soy adı verildi. 1961'e kadar ülkemizde Kut bayramı denilen bir bayram kutlanıyordu fakat 1961'de özellikle NATO ülkesi İngiltere'nin baskısı neticesiyle tarih ders kitaplarımızdan Kut'ül Amare çıkartıldı. Tekrardan 2014 de girdi.

Bu sırada boş durmayan İngiltere emrindeki ajanlarını devreye soktu. İngiliz ajanı Arabistanlı Lawrance Arapları kışkırtıyordu. Daha sonrasında Mekke Emiri Şerif Hüseyin ile İngiltere valisi Mac Mahon arasında gizli bir antlaşma(Mac Mahon Antlaşması) imzalandı.Maddelerden bazıları;

- Araplar Osmanlı yerine İngilizlerin yanında olacak
- Savaş bittikten sonra Şerif Hüseyin liderliğinde Mekke merkez olmak üzere bir Arap devleti İngilizler tarafından kurulacak.

Sonrasında Mekke, Yemen ve civarları Şerif Hüseyin tarafından ele geçirildi. Bunu duyan Osmanlı hali hazırda Medinede bulunan birliklerimize, Hicaz-Yemen cephesine gönüllü askerlerle beraber bir komutan atadı. O komutan Fahrettin Paşaydı. Fahrettin Paşa yaklaşık 15-20 bin gönüllü asker ile beraber Medine'ye girdi. Ancak çok müthiş bir tuzağa düşürüldüler. Medine kuşatılmıştı ve bölgedeki bütün hurma ağaçları toplanmıştı. Önemli bitkiler biçilmiş ve su kuyuları taş ile doldurulmuştu. Üstelik herhangi bir ikmali engellemek için demir yolları da tahrip edilmişti.

20 bin asker yiyecek ve içeceksiz kaldı. Üzerine bir de çekirge istilasına uğradılar. Açlıktan çekirge yedikleri bile söylenir. İngilizler ve araplar en fazla bir ay dayanır dedikleri Fahrettin Paşa 6 ay direndi ve daha fazla dayanamayarak çıkmak zorunda kaldı. Bu savunma sonrasına kendisine "Çöl Ortasında Plevne Kahramanı" lakabı verildi.(Çöl Kaplanı, Çöl Aslanı, Türk Kaplanı, Medine Müdafaii de denir.)

Fahrettin Paşa esir düştü. Fakat elimizde bulunan İngiliz Komutan General Townshend bulunduğu için ileride fidye ile serbest bırakılacaktı. Fahrettin Paşa'ya herhangi bir şey olması durumunda İngiliz komutanın da başına aynı şeylerin geleceğinin farkındalardı. 20 bin askerimiz 6 aydır kuşatma altında açlık, kıtlık, kolera gibi nedenlerden dolayı sayıları 15 binlere düştü. Bazıları serbest bırakıldı ama çoğunluğu Mısırda bir kampa götürüldü. Bu kamp "Seydi Beşir" kampı.

Bu kampa götürülen askerlerimiz su istediği zaman oradaki tercümanlık yapan ermeniler "Sana küfür etti" diye çevirerek askerlerimize şiddet uygulanmasına neden oldu. Uzun zamandır tıraş olamayan yıkanamayan askerlerimiz için hazırlanan ingiliz askerlerini bu sırada biri manipüle etmeyi başarmıştı. Bu kişi ingiliz ajanı olarak çalışan "Sarah" adında bir yahudi kadın.

İngiliz askerlerine 15 bin askerin tıraş edilmesinin manyaklık olduğunu söyleyip kafalarına benzin döküp yakıldıktan sonra hemen peşine havuza atılmasını söyledi. İngilizler de bu kadının aklına uyup askerlerimizin kafasına mazot dökülüp ateşe verildi. Derileri de yanan askerlerimiz yanma hissiyatıyla havuzlara atladılar.

seydibesir.jpg

Havuza atlayan askerlerimizi bekleyen bir diğer tehlike ise suyun içinde bulunan kimyasaldı. (Kimi kaynaklarda askerleri dezenfekte etmek için suya aşırı konulan krizol maddesinden bahsediyor.) Çıkmaya çalışan askerlerimizin bazılarına dipçik vuruldu ya da öldürüldü. Ölmemek için mecburen suyun içinde çömelen askerlerin kimyasal maddelerden dolayı vücutları yandı ve gözleri kör oldu. Gözü kör olan askerlerimiz ileride imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında Yemen'e götürülmek için yola çıktı. Sina yarımadasında bulunan Muş mevki yakınlarına geldiler. Muş mevkisi yokuştu ve çölün başlangıç yeriydi. (Muş mu yoksa Huş mu tartışma konusu ama birçok köşe yazarı bunun Muş olduğunu söylemekte)

Yemen türküsünde buradan bahsedilmektedir.

"Ano Yemen'dir gülü çemendir
Giden gelmiyor acep nedendir?
Burası Muş'tur yolu yokuştur
Giden gelmiyor acep ne iştir?"


Askerlerimizi daha fazla beslemek istemeyen İngiliz askerleri onları çöle salmak için getirdiler. Zaten gözleri kör oldukları için bırakılsalar bile öleceklerdi. İngilizler çölde bulunan Arap Bedevilerin askerlerimize yardım edeceklerini biliyorlardı. Sarah denilen kadın bu seferde askerlerin komple vücudunun soyulup jiletlenmesini istedi.

Gündüz sıcağın altında kumun altında yaşayan hayvanların dikkatini çekilmek için yapılmıştı. Gündüz büyük bir av olmadığı sürece yüzeye çıkmayan hayvanlar için kan kokusu çok cazip gelmişti. Vücutları jiletlenen çırılçıplak olan askerlerimiz susuz bitkin şekilde düşünce kan kokusu alan çöl yılanı, çöl akrebi, çöl kartalı ve çöl akbabaları askerlerimizi canlı canlı şehit ettiler.

Tüm şehitlerimizin ruhu şad olsun.

Bu arada Sarah da ettiğini buldu. 2 gün sonra iki tane Filistinli tarafından bacakları ayrılarak öldürüldü. Ne yaşatırsan, onu yaşarsın.

Bu yaşanan üzücü olaylar, diğer bir bakış açısıyla vahşet 25 Mayıs 1921 tarihinde TBMM'de görüşüldü. Milletvekilleri önerge vererek, Mısır'da esirlerin 15 bin vatan evladının gözlerinin kör edildiğini, bunun faili olan İngiliz tabip, garnizon komutanı ve askerlerinin cezalandırılması için TBMM'nin teşebbüse geçmesini istediler. Tabii ki yeni kurulmuş olan devletimizin bir sürü sorunu vardı. Hesap sorma işi de ne yazık ki unutuldu gitti.

Maalesef onlar hiç bir şeyi unutmuyorlar...
Kendi yaptıkları ihanetleri bile soykırım ambalajına sarıp, dünya kamuoyuna sunuyorlar. En üzücü olanı da malum birilerinin, bu karalama kampanyalarına çanak tutması...
Bu acı olayı unutmayın, unutturmayın!


Bir de youtubeda bulduğum biraz daha farklı bir video anlatım var.
 
Son düzenleme:
Azdan az çoktan çok gider
Süper Üye
Katılım
10 Mar 2017
Mesajlar
676
Çözümler
2
Tepki puanı
37
Ödüller
8
9 HİZMET YILI
Duygulandırdın beni
 
Ben Robot Değilim
Seçkin Üye
Katılım
2 Ara 2017
Mesajlar
312
Çözümler
2
Tepki puanı
22
Yaş
36
8 HİZMET YILI
Teşekkürler faydalı bilgi eline koluna sağlık bro :D
 
Üye
Katılım
1 May 2020
Mesajlar
7
Tepki puanı
2
Yaş
30
6 HİZMET YILI
Bu yazıda bir tarihçiden dinlediğim olayı sizlerle paylaşmak istiyorum. Çanakkale zaferini herkes bilir. Bu zaferden sonrası ile başlamak istiyorum yazıma. İtilaf devletlerinin birçok amacı bulunmakta ve bunlardan biri de Rusya'ya yardım göndermek ve buğdayından faydalanmak. Bu arada Rusya dünyanın en büyük buğday üreticilerinden biri. Günümüzde bile. Neyse konuyu dağıtmadan;

Çanakkale cephesinde bozguna uğrayan itilaf devletleri Rusya'ya yardım gönderemediler. Daha sonrasında itilaf devletleri tarafından Irak, Hicaz ve Yemen cephesi açıldı. Amaçları Musul ve Abadan petrollerini ele geçirmek, Türklerin olası İran üzerinden Hindistan'a ulaşılmasının engellenmek ve Rusya'ya yardım göndermek.

Irak cephesinin komutanı Süleyman Askeri beydir. Daha Sonra intihar etmesi nedeniyle Halil Kut Paşa olmuştur. Bu cephede Selman Pakda bölgesinde, Kut'ül Amare'de 20 bin asker ve General Townshend'ı yenip esir aldık. Büyük başarı sonrası Halil Paşaya soy adı kanunuyla Kut soy adı verildi. 1961'e kadar ülkemizde Kut bayramı denilen bir bayram kutlanıyordu fakat 1961'de özellikle NATO ülkesi İngiltere'nin baskısı neticesiyle tarih ders kitaplarımızdan Kut'ül Amare çıkartıldı. Tekrardan 2014 de girdi.

Bu sırada boş durmayan İngiltere emrindeki ajanlarını devreye soktu. İngiliz ajanı Arabistanlı Lawrance Arapları kışkırtıyordu. Daha sonrasında Mekke Emiri Şerif Hüseyin ile İngiltere valisi Mac Mahon arasında gizli bir antlaşma(Mac Mahon Antlaşması) imzalandı.Maddelerden bazıları;

- Araplar Osmanlı yerine İngilizlerin yanında olacak
- Savaş bittikten sonra Şerif Hüseyin liderliğinde Mekke merkez olmak üzere bir Arap devleti İngilizler tarafından kurulacak.

Sonrasında Mekke, Yemen ve civarları Şerif Hüseyin tarafından ele geçirildi. Bunu duyan Osmanlı hali hazırda Medinede bulunan birliklerimize, Hicaz-Yemen cephesine gönüllü askerlerle beraber bir komutan atadı. O komutan Fahrettin Paşaydı. Fahrettin Paşa yaklaşık 15-20 bin gönüllü asker ile beraber Medine'ye girdi. Ancak çok müthiş bir tuzağa düşürüldüler. Medine kuşatılmıştı ve bölgedeki bütün hurma ağaçları toplanmıştı. Önemli bitkiler biçilmiş ve su kuyuları taş ile doldurulmuştu. Üstelik herhangi bir ikmali engellemek için demir yolları da tahrip edilmişti.

20 bin asker yiyecek ve içeceksiz kaldı. Üzerine bir de çekirge istilasına uğradılar. Açlıktan çekirge yedikleri bile söylenir. İngilizler ve araplar en fazla bir ay dayanır dedikleri Fahrettin Paşa 6 ay direndi ve daha fazla dayanamayarak çıkmak zorunda kaldı. Bu savunma sonrasına kendisine "Çöl Ortasında Plevne Kahramanı" lakabı verildi.(Çöl Kaplanı, Çöl Aslanı, Türk Kaplanı, Medine Müdafaii de denir.)

Fahrettin Paşa esir düştü. Fakat elimizde bulunan İngiliz Komutan General Townshend bulunduğu için ileride fidye ile serbest bırakılacaktı. Fahrettin Paşa'ya herhangi bir şey olması durumunda İngiliz komutanın da başına aynı şeylerin geleceğinin farkındalardı. 20 bin askerimiz 6 aydır kuşatma altında açlık, kıtlık, kolera gibi nedenlerden dolayı sayıları 15 binlere düştü. Bazıları serbest bırakıldı ama çoğunluğu Mısırda bir kampa götürüldü. Bu kamp "Seydi Beşir" kampı.

Bu kampa götürülen askerlerimiz su istediği zaman oradaki tercümanlık yapan ermeniler "Sana küfür etti" diye çevirerek askerlerimize şiddet uygulanmasına neden oldu. Uzun zamandır tıraş olamayan yıkanamayan askerlerimiz için hazırlanan ingiliz askerlerini bu sırada biri manipüle etmeyi başarmıştı. Bu kişi ingiliz ajanı olarak çalışan "Sarah" adında bir yahudi kadın.

İngiliz askerlerine 15 bin askerin tıraş edilmesinin manyaklık olduğunu söyleyip kafalarına benzin döküp yakıldıktan sonra hemen peşine havuza atılmasını söyledi. İngilizler de bu kadının aklına uyup askerlerimizin kafasına mazot dökülüp ateşe verildi. Derileri de yanan askerlerimiz yanma hissiyatıyla havuzlara atladılar.


Havuza atlayan askerlerimizi bekleyen bir diğer tehlike ise suyun içinde bulunan kimyasaldı. (Kimi kaynaklarda askerleri dezenfekte etmek için suya aşırı konulan krizol maddesinden bahsediyor.) Çıkmaya çalışan askerlerimizin bazılarına dipçik vuruldu ya da öldürüldü. Ölmemek için mecburen suyun içinde çömelen askerlerin kimyasal maddelerden dolayı vücutları yandı ve gözleri kör oldu. Gözü kör olan askerlerimiz ileride imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında Yemen'e götürülmek için yola çıktı. Sina yarımadasında bulunan Muş mevki yakınlarına geldiler. Muş mevkisi yokuştu ve çölün başlangıç yeriydi. (Muş mu yoksa Huş mu tartışma konusu ama birçok köşe yazarı bunun Muş olduğunu söylemekte)

Yemen türküsünde buradan bahsedilmektedir.

"Ano Yemen'dir gülü çemendir
Giden gelmiyor acep nedendir?
Burası Muş'tur yolu yokuştur
Giden gelmiyor acep ne iştir?"


Askerlerimizi daha fazla beslemek istemeyen İngiliz askerleri onları çöle salmak için getirdiler. Zaten gözleri kör oldukları için bırakılsalar bile öleceklerdi. İngilizler çölde bulunan Arap Bedevilerin askerlerimize yardım edeceklerini biliyorlardı. Sarah denilen kadın bu seferde askerlerin komple vücudunun soyulup jiletlenmesini istedi.

Gündüz sıcağın altında kumun altında yaşayan hayvanların dikkatini çekilmek için yapılmıştı. Gündüz büyük bir av olmadığı sürece yüzeye çıkmayan hayvanlar için kan kokusu çok cazip gelmişti. Vücutları jiletlenen çırılçıplak olan askerlerimiz susuz bitkin şekilde düşünce kan kokusu alan çöl yılanı, çöl akrebi, çöl kartalı ve çöl akbabaları askerlerimizi canlı canlı şehit ettiler.

Tüm şehitlerimizin ruhu şad olsun.

Bu arada Sarah da ettiğini buldu. 2 gün sonra iki tane Filistinli tarafından bacakları ayrılarak öldürüldü. Ne yaşatırsan, onu yaşarsın.

Bu yaşanan üzücü olaylar, diğer bir bakış açısıyla vahşet 25 Mayıs 1921 tarihinde TBMM'de görüşüldü. Milletvekilleri önerge vererek, Mısır'da esirlerin 15 bin vatan evladının gözlerinin kör edildiğini, bunun faili olan İngiliz tabip, garnizon komutanı ve askerlerinin cezalandırılması için TBMM'nin teşebbüse geçmesini istediler. Tabii ki yeni kurulmuş olan devletimizin bir sürü sorunu vardı. Hesap sorma işi de ne yazık ki unutuldu gitti.

Maalesef onlar hiç bir şeyi unutmuyorlar...
Kendi yaptıkları ihanetleri bile soykırım ambalajına sarıp, dünya kamuoyuna sunuyorlar. En üzücü olanı da malum birilerinin, bu karalama kampanyalarına çanak tutması...
Bu acı olayı unutmayın, unutturmayın!


Bir de youtubeda bulduğum biraz daha farklı bir video anlatım var.
yes thank you for this information
 
Seçkin Üye
Katılım
2 Mar 2016
Mesajlar
586
Çözümler
3
Tepki puanı
77
10 HİZMET YILI
üzücü :( ah atalarımız, emeğine sağlık
 
Confused
Onaylı Üye
Katılım
2 Ocak 2016
Mesajlar
56
Tepki puanı
4
Ödüller
7
Yaş
26
10 HİZMET YILI
Teşekkürler bilgi için
 
Seçkin Üye
Katılım
21 Tem 2019
Mesajlar
306
Çözümler
1
Tepki puanı
10
Ödüller
3
6 HİZMET YILI
Teşekkürler faydalı bir paylaşım olmuş.
 
Seçkin Üye
Katılım
25 Şub 2019
Mesajlar
342
Tepki puanı
19
Ödüller
6
7 HİZMET YILI
Dostum aslında ceddimizin bu yaşadıklarını bilmemiz gerekiyor ama gel görki bir haber büyüyruz. :( Çok teşekkürler bu güzel paylaşımın için
 
Mr Ainsley Harriott
Süper Üye
Katılım
24 Kas 2016
Mesajlar
974
Çözümler
6
Tepki puanı
138
Ödüller
11
Yaş
27
9 HİZMET YILI
Okurken çok duygulandım teşekkürler hocam
 
Onaylı Üye
Katılım
18 Nis 2019
Mesajlar
51
Tepki puanı
0
Ödüller
7
Yaş
30
7 HİZMET YILI
İnsan duygulanıyor böyle şeyleri okuyunca :(
 
Durum
Üzgünüz bu konu cevaplar için kapatılmıştır...
Üst