Seçkin Üye
Merhabalar: Küçüklüğünden beri satrançla iç içe olan bilgisayar mühendisliği bölümünde okurken aynı zamanda da belgeli bir şekilde satranç antrenörlüğü yapan 26 yaşında Ankara'da istikamet eden birisiyim.
Eline sağlık hocam.Yüce, kudretli, Güzel ve yaratıkların yaratıcısının yarattığı bataklıkta, yalnızlığın pençesinde varlığını sürdüren bir isim; Adam! Varlığın ağarlıgı altında, bataklığın elem yalnızlığında tutunduğu fısıltının sahibiydi Jarnem.
Adam fısıltıya sarılmıştı. Zihninin hiç açılmamış yolları açılıyordu. Bataklıktan kurtulacak yolu bulduğuna kendini inandırmış bir şekilde sarılmıştı bu isime.
Ancak Jarnem’a ulaşmak fersahlarca mesafenin kat edilmesiyle mümkündü. Sarp bataklıkta inşa ettiği dört duvarında sıkışmış sömürgecilerle ve düşünmeden hareket eden yaratıklarla yaşamaktaydı Adam! Jarnem’ın fısıltısını kurtuluş olarak müjdelemişti kendince. Anlamlaşıyordu Adam’ın varlığı Jarnem’da. Çevresinin tüm davranışlarını bayağı ve gereksiz görürdü hastalığıydı bu Adam’ın isimlendirememişti.
İnsan denilen yaratığın salt yaşam biçimini aramaya uzun zaman önce başlamıştı bataklığı derinleşmişti.
Peki fısıltının sahibi Jarnem Kimdi? Benliğinde oluşan ağır hasarlar Hastalık sahibi Adam’ın zihninde bir kurtarıcı mı yaratmıştı? Yoksa Adam’ın zihnindeki fısıltının Sahibi Jarnem’ın varlığı kesin miydi?
Bu sorularını kendisine soruyor, fısıltıyla cevap alıyordu. Fısıltı, tolumun iğrençliğinden sıyrılıp benliğini özgür düşünceye ulaştıracak tek etken olduğuna inandırıyordu sürekli.
Jarnem! Derin gökyüzünde uzak bir zamanda yaşayan yaratık. Gerçekliği ulaşılmaz, zamanın demir zincirleriyle örülü mesafesi kat edilemez. Aynı çaresizlik içinde ulaşabildiği tek isim di Adam!
İkisi de suskun ikisi de bataklıkta ikisi de toplumlarının cahilliğinden bunalmış ördükleri dört duvarlarında zaman katletmekte. Benzer özelliklerinden ötürü ikisi de kurtuluşun birbirinde olduğuna inanmış şekilde sarılmıştı fısıltılarına.
İkisinin de içini kemiren yegane soruydu; Var oluşun temel mantığını bulma özlemleri. Birbirlerini hiç görmemiş olsalar bile bilinçlerini bu noktada olağan hınçları ile birleştirip konuşmaktaydılar.
Fısıldamaya başladı Jarnem bir gece, susmuştu Adam sakindi oysa düşünceleri. Zihninin derinlerinde bir kıvılcım ateşlendi. Adam Sordu; Neredesin?
Jarnem; Neyin içindeyim?
Adam’ın düşünecek bir dolu boş zamanı olmuştu. Düşünmüştü uzunca bir süre ihanetlerini, İhanetlerin ve ihanetlerinin altında yatan asıl amaçları sorgulamıştı. Zaten korkunç bir isimdi sorgulamayı Adam’a yaptıran. ‘o’ ismi duyması ya da bir yerde tesadüfen okuması bile çileden çıkarmaya yetiyordu. İğrenç hayatında her sabah önünden geçmek zorunda olduğu şömine satıcısına gelmeden önce uyuma numarası yapardı. Ancak oraya geleceğini bildiğinden uyuma durumuna geçmek için göz kaslarını harekete geçirirken ki düşüncesi hatırlatırdı ‘o’ ismi. Bu durumu o kadar uzunca bir süre devam etmişti ki bir süre sonra artık oraya gelmeden refleks haline gelmiş uyuyuşu gerçekleşiveriyordu.
Acı tarifi zor bir duygu! Kızgın bir çıngıraklı yılanın boynunuzdan ısırması gibi, bir anda tüm sinir sisteminizin şiddetle uyarılması gibi. Adam bu acıyı İsmi her gördüğünde düşündüğünde yaşıyordu. Hayal kurmanın ihanetin acıdan kaçmasına olanak tanıyacağını düşünmüştü.
Adam uzun süre hayaller kurdu. Uzun süre hayallerinde ‘o’ ismin farklı olasılıklardaki gerçekliğini kurguladı. Bir gün kurduğu bir hayal gerçek bir anısını anımsattı. Bir süre sürekli gerçek anılarını farklı olasılıklarla sonuçlanacak hayalleri ile değiştirdi. Yapmış olduğu hataları yapmasaydı, gerçekliğinin nasıl olabileceğini kurguladı. Bu kurgularında hep kendini mutlu ediyor, hatalarını telafi ediyor, onu kaybetmiyordu. Bu durum Adam’da geçici mutluklara sebep oluyordu. Umutlanıyordu belki.
Adam bir gün gerçek davranışlarını hayallerle değiştirmesinin sadece zaman kaybı olduğunu. O geçip giden yiten mutluğun kendisine bir daha asla dönmeyeceğini anladı. Bu ağır darbeyi kabullenmesi bir kaç yılı buldu. Bu bir kaç yıl içinde Onunla geçirdiği zaman ve yolları ayrıldıktan sonraki sürecin işleyişini zihninde tekrar incelemeye koyuldu. Onun söylediği akılda kalıcı sözleri düşünerek yakaladığı yalanları zihninde tekrar tekrar canlandırarak hastalığının temellerini attı.
Adam hastalandı bir virüs beynine yerleşmişti artık. Psikoloji bilimi ile tanışmıştı. Toplumunun davranış neden sonuç ilişkisindeki çatlaklardan sızmak için değerlendirmeler yapyordu. Bu noktadan sonra fark etti ki tüm insan davranışları aslında kendi çıkarlarına hizmet etmekte. Bilinç hiçbir zaman tam kontrol sahibi değil. Silsile yöntemi ile gelen davranış emir seçenekleri kişinin sadece karakteristik yapısını oluşturuyor. Doğumdan yetişkinliğe kadar geçen süreçte kullandığımız ve etkilendiğimiz ilişki, davranış biçimleri karakterin temellerini atıyor. Silsile bu temeli baz alarak davranış çeşitliliği üretiyor.
Ancak bu davranış çeşitliliğinin üretim aşamasında, neden sonuç noktalarında ciddi sorunlar gözlemlenmekte. Bununla ilgili örnekler Fyodor’un Yer altından notlar isimli eserinin birinci bölümünde çok güzel işlenmiştir.
‘‘ İyi Kurgulanmış bir yalan zamanı geriye alabilir. Yalana inanan kişinin karma kader skalasında bir bozulma yaratır’’
m.uysal/2019