İnsta ♥ @LazHayalet ♥
Efsane Üye
Öncelikle Es Selamun Aleyküm Gülmek Sizin de Hakkınız Diyip Bu Konuda Asker Fıkralarını Yayınlıyorum Aşağıda Fıkranın İsmine Tıklayarak Fıkrayı Okuyabilirsiniz.
Not : Beğeni İstemiyorum Yani Beğeni Atın İsterseniz Sadece Şöyle Düşünün Ne Kadar Beğeni ve Yorum Olursa İstekli Paylaşım Yaparım
KONUYU TAKİP ETMEK İÇİN YORUM YAZIN VE KONUYU İZLE DİYİN AŞAĞIDA RESİMDE GÖSTERDİĞİM ŞEKİLDE TIKLAYIN VE KONUYU TAKİBE ALIN KONUYA HER GÜN EKLENEN FIKRALARI YORUM OLARAK BİLDİRECEM BU ŞEKİLDE FIKRALARDAN HABERDAR OLUP GÜLMEYE DEVAM EDEBİLECEKSİNİZ. EMEĞİMİN KARŞILIĞINIDA SİZ VERİRSİNİZ DİMİ
Not : Beğeni İstemiyorum Yani Beğeni Atın İsterseniz Sadece Şöyle Düşünün Ne Kadar Beğeni ve Yorum Olursa İstekli Paylaşım Yaparım
KONUYU TAKİP ETMEK İÇİN YORUM YAZIN VE KONUYU İZLE DİYİN AŞAĞIDA RESİMDE GÖSTERDİĞİM ŞEKİLDE TIKLAYIN VE KONUYU TAKİBE ALIN KONUYA HER GÜN EKLENEN FIKRALARI YORUM OLARAK BİLDİRECEM BU ŞEKİLDE FIKRALARDAN HABERDAR OLUP GÜLMEYE DEVAM EDEBİLECEKSİNİZ. EMEĞİMİN KARŞILIĞINIDA SİZ VERİRSİNİZ DİMİ
Bir gün Bismark, harpte yararlılık gösteren bir askere madalya takarken:
- "Söyle bakalım Asker, 100 altın mı istersin, yoksa bu madalyayı mı?" diye sormuş.
Asker de:
- "Bu madalyanın kıymeti nedir?" diye sormuş.
Bismark:
- "Maddi değeri, aşağı-yukarı üç altın." diye cevap vermiş.
Bunun üzerine Asker:
- "Öyleyse ben, 97 altın ve madalyayı isterim."
- "Söyle bakalım Asker, 100 altın mı istersin, yoksa bu madalyayı mı?" diye sormuş.
Asker de:
- "Bu madalyanın kıymeti nedir?" diye sormuş.
Bismark:
- "Maddi değeri, aşağı-yukarı üç altın." diye cevap vermiş.
Bunun üzerine Asker:
- "Öyleyse ben, 97 altın ve madalyayı isterim."
Hasan askerlikten çok korkarmış. Nedeni ise babasının anlattığı askerlik anılarıymış. Babası hep diyormuş ki:
- "Askerlikte komutanlar çok sinirli, bir şey yapsan hep dövüyorlar, hatta öldürüyorlar."
Gün gelmiş, Hasan askere gitmiş. İçtimada askerler sıraya dizilmiş, komutan gelmiş. Hasan'ın korkudan dizleri titriyormuş ve birden hapşırmış. Bunu duyan komutan yüksek sesle ve sinirli bir şekilde:
- "Kim hapşırdı?" diye sormuş. Kimseden ses yok.
Komutan tekrar sormuş:
- "Bir daha soruyorum kim hapşırdı?"
Kimseden ses çıkmayınca çok sinirlenmiş ve:
- "Soldaki bütün askerleri bayılana kadar dövün." demiş.
Sonra tekrar sormuş:
- "Bakın bir daha soruyorum kim hapşırdı?"
Yine ses yok. Komutan dahada sinirlenmiş ve:
- "Sağdaki bütün askerleri kurşuna dizin." demiş.
Hasan korkudan komutana doğru dönmüş ve:
- "Ben hapşırdım komutanım" demiş.
Komutan sinirli bir bakışla Hasan'a doğru dönmüş ve:
- "Çok Yaşa." demiş.
- "Askerlikte komutanlar çok sinirli, bir şey yapsan hep dövüyorlar, hatta öldürüyorlar."
Gün gelmiş, Hasan askere gitmiş. İçtimada askerler sıraya dizilmiş, komutan gelmiş. Hasan'ın korkudan dizleri titriyormuş ve birden hapşırmış. Bunu duyan komutan yüksek sesle ve sinirli bir şekilde:
- "Kim hapşırdı?" diye sormuş. Kimseden ses yok.
Komutan tekrar sormuş:
- "Bir daha soruyorum kim hapşırdı?"
Kimseden ses çıkmayınca çok sinirlenmiş ve:
- "Soldaki bütün askerleri bayılana kadar dövün." demiş.
Sonra tekrar sormuş:
- "Bakın bir daha soruyorum kim hapşırdı?"
Yine ses yok. Komutan dahada sinirlenmiş ve:
- "Sağdaki bütün askerleri kurşuna dizin." demiş.
Hasan korkudan komutana doğru dönmüş ve:
- "Ben hapşırdım komutanım" demiş.
Komutan sinirli bir bakışla Hasan'a doğru dönmüş ve:
- "Çok Yaşa." demiş.
Üç Amerikan askeri, Iraklı bir amcanın bakkalına girerler. Alış veriş yaparlarken:
- "Kahrolsun Amerika" diye bir ses duyarlar. Etrafa bakınırlar ve sesin bir papağandan geldiğini görürler. Bunun üzerine Iraklı bakkal amcaya:
- "Bu papağanı buradan yok et. Yarın geldiğimizde görürsek seni mahvederiz" derler.
Askerler gittikten sonra, bakkal amca kara kara düşünmeye başlar. Çünkü papağanını çok sevmektedir. Derken aklına, cami imamının papağanı gelir. Hemen imamın yanına koşar, başından geçenleri anlatır ve:
- "Hocam, eğer sakıncası yoksa papağanları değişelim." der.
Hoca kabul eder ve değişim gerçekleşir. Ertesi gün işgalci Amerikan askerleri gelir, papağanı görürler ve kızarak:
- "Biz sana bunu yok edeceksin demedik mi?"
Amca:
- "Bu papağan o değil" dese de inandıramaz.
Sivri zekalı askerin biri:
- "Ben şimdi anlarım bunun dünkü papağan olup olmadığını" der ve papağanın tekrarlamasını umarak bağırır:
- "Kahrolsun Amerika!"
Ses çıkmayınca bakkal amca dahil, hep birlikte bağırmalarını söyler:
- "Kahrolsun Amerika!" ses yok.
- "Kahrolsun Amerika! yine ses yok.
- "Kahrolsun Amerika!" Bu kez papağan dile gelir:
- "Amin evlatlarım."
- "Kahrolsun Amerika" diye bir ses duyarlar. Etrafa bakınırlar ve sesin bir papağandan geldiğini görürler. Bunun üzerine Iraklı bakkal amcaya:
- "Bu papağanı buradan yok et. Yarın geldiğimizde görürsek seni mahvederiz" derler.
Askerler gittikten sonra, bakkal amca kara kara düşünmeye başlar. Çünkü papağanını çok sevmektedir. Derken aklına, cami imamının papağanı gelir. Hemen imamın yanına koşar, başından geçenleri anlatır ve:
- "Hocam, eğer sakıncası yoksa papağanları değişelim." der.
Hoca kabul eder ve değişim gerçekleşir. Ertesi gün işgalci Amerikan askerleri gelir, papağanı görürler ve kızarak:
- "Biz sana bunu yok edeceksin demedik mi?"
Amca:
- "Bu papağan o değil" dese de inandıramaz.
Sivri zekalı askerin biri:
- "Ben şimdi anlarım bunun dünkü papağan olup olmadığını" der ve papağanın tekrarlamasını umarak bağırır:
- "Kahrolsun Amerika!"
Ses çıkmayınca bakkal amca dahil, hep birlikte bağırmalarını söyler:
- "Kahrolsun Amerika!" ses yok.
- "Kahrolsun Amerika! yine ses yok.
- "Kahrolsun Amerika!" Bu kez papağan dile gelir:
- "Amin evlatlarım."
Sigortacının biri orduya gider. Askerler içtimadadır. Başlar anlatmaya:
- "Ben size sigorta satmaya geldim. Sigorta almayanlar savaşa gittiğinde beynine bir kurşun yerse, ailesi hiç para alamaz. Sigortalı olanların ailesine ise, devlet yüklü bir para öder. Şimdi kimler sigorta yaptırmak istiyor?"
Kimseden ses çıkmaz. İki kez daha anlatır ama yine ses çıkmaz. Sigortacı gitmek üzereyken kıdemli bir Başçavuş gelir ve:
- "Bir de ben anlatayım, ben bunların dilini konuşurum" der ve askerlere seslenir:
- "Beyler, şimdi sigortalı olup da beynine kurşun yiyenlere devletin ne kadar para ödeyeceğini duydunuz mu?"
Askerler:
-"Duyduk" derler.
Başçavuş:
- "Şimdi siz hesap edin. Bundan sonra ilk çıkacak savaşta devlet, savaşa sigortalı olanları mı, sigortasız olanları mı sürer?"
- "Ben size sigorta satmaya geldim. Sigorta almayanlar savaşa gittiğinde beynine bir kurşun yerse, ailesi hiç para alamaz. Sigortalı olanların ailesine ise, devlet yüklü bir para öder. Şimdi kimler sigorta yaptırmak istiyor?"
Kimseden ses çıkmaz. İki kez daha anlatır ama yine ses çıkmaz. Sigortacı gitmek üzereyken kıdemli bir Başçavuş gelir ve:
- "Bir de ben anlatayım, ben bunların dilini konuşurum" der ve askerlere seslenir:
- "Beyler, şimdi sigortalı olup da beynine kurşun yiyenlere devletin ne kadar para ödeyeceğini duydunuz mu?"
Askerler:
-"Duyduk" derler.
Başçavuş:
- "Şimdi siz hesap edin. Bundan sonra ilk çıkacak savaşta devlet, savaşa sigortalı olanları mı, sigortasız olanları mı sürer?"
Deniz aşırı bir ülkede askerliğini yapmakta olan John bir gün sevgilisinden bir mektup alır. Sevgilisi artık ondan ayrıldığını bildirmekte ve fotoğrafını geri göndermesini istemektedir. John çok kızar. Arkadaşlarından eski kız arkadaşlarının fotoğraflarını toplar. Hepsini paket yapar ve sevgilisine gönderir. Pakete birde not iliştirir:
- "Kusura bakma, hangisi olduğunu çıkaramadım. Lütfen kendi fotoğrafını al ve kalanını geri gönder."
- "Kusura bakma, hangisi olduğunu çıkaramadım. Lütfen kendi fotoğrafını al ve kalanını geri gönder."
Hitler, ele geçirilen İngiliz, Fransız ve Yahudi üç esire bir şans tanımak istemiş:
- "Size birer soru soracağım, bilirseniz sizi bırakacağım" demiş. İngiliz'e sormuş:
- "Titanik kaç yılında battı?"
İngiliz hemen cevap vermiş:
- "1912."
Hitler İngiliz'i göndermiş. Bu kez Fransız'a sormuş:
- "Titanik'te kaç kişi öldü?" Fransız cevap vermiş:
- "1050."
- "Tamam, sen de gidebilirsin." demiş ve Fransız'ı özgür bırakmış. Hitler daha sonra Yahudi'ye dönerek:
- "Say lan ölenlerin isimlerini." demiş.
- "Size birer soru soracağım, bilirseniz sizi bırakacağım" demiş. İngiliz'e sormuş:
- "Titanik kaç yılında battı?"
İngiliz hemen cevap vermiş:
- "1912."
Hitler İngiliz'i göndermiş. Bu kez Fransız'a sormuş:
- "Titanik'te kaç kişi öldü?" Fransız cevap vermiş:
- "1050."
- "Tamam, sen de gidebilirsin." demiş ve Fransız'ı özgür bırakmış. Hitler daha sonra Yahudi'ye dönerek:
- "Say lan ölenlerin isimlerini." demiş.
Osmanlı donanmasıyla Venedik donanması arasında savaş çıkmış. Venedik donanmasının komutanı Andrea Doria imiş. Gözcü, Osmanlı donanmasının yaklaştığın fark edince hemen Andrea Doria'ya haber vermiş:
- "Ufukta gemiler göründü. Osmanlı yaklaşıyor." Andrea Doria sormuş:
- "Kaç gemi var?" Gözcü:
- "10-20 kadar." Komutan hemen emir erini çağırmış:
- "Oğlum hemen bana kırmızı gömleğimi getir." demiş. Emir eri şaşırmış:
- "Neden kırmızı gömleğinizi giyiyorsunuz komutanım?" diye sormuş. Andrea Doria:
- "Savaşırken yaralanırsam kan izi belli olmasın ve de askerlerin cesareti kırılmasın diye" demiş. Bu arada gözcü tekrar:
- "Efendim gemiler 50 kadar oldular." diye seslenmiş.
Andrea Doria heyecanlanmış ve emir erine tekrar seslenmiş:
- "Kırmızı gömleği boş ver. Sen bana kahverengi pantolonumu getir."
- "Ufukta gemiler göründü. Osmanlı yaklaşıyor." Andrea Doria sormuş:
- "Kaç gemi var?" Gözcü:
- "10-20 kadar." Komutan hemen emir erini çağırmış:
- "Oğlum hemen bana kırmızı gömleğimi getir." demiş. Emir eri şaşırmış:
- "Neden kırmızı gömleğinizi giyiyorsunuz komutanım?" diye sormuş. Andrea Doria:
- "Savaşırken yaralanırsam kan izi belli olmasın ve de askerlerin cesareti kırılmasın diye" demiş. Bu arada gözcü tekrar:
- "Efendim gemiler 50 kadar oldular." diye seslenmiş.
Andrea Doria heyecanlanmış ve emir erine tekrar seslenmiş:
- "Kırmızı gömleği boş ver. Sen bana kahverengi pantolonumu getir."
Çoğunluğunu Lazların oluşturduğu komando bölüğü, 10 gündür ormanda, çamurda, aç, susuz, pislik içinde eğitim yapmaktadır. 11.gün komutan, Çavuş Dursun'u çağır:
- "Çavuş, 10 gündür bölük gayet iyi bir performans gösterdi. Biz de onları ödüllendirelim, bugün çamaşır değiştirebilirler artık." der. Dursun Çavuş:
- "Başüstüne Komutanım." der ve bir heves koşarak bölüğü toplar:
- "Sizlere çok sevineceğiniz bir haber getirdim. Komutan izin verdi, bugün erat çamaşır değiştirecek, sıraya geçin değiştirin. Temel sen İdris ile, İsmail sen Kemal ile, Sadık sen de Cemal ile"
- "Çavuş, 10 gündür bölük gayet iyi bir performans gösterdi. Biz de onları ödüllendirelim, bugün çamaşır değiştirebilirler artık." der. Dursun Çavuş:
- "Başüstüne Komutanım." der ve bir heves koşarak bölüğü toplar:
- "Sizlere çok sevineceğiniz bir haber getirdim. Komutan izin verdi, bugün erat çamaşır değiştirecek, sıraya geçin değiştirin. Temel sen İdris ile, İsmail sen Kemal ile, Sadık sen de Cemal ile"
Acemi er, levazım Başçavuşuna yakınır:
- "Komutanım, bize yemekte ördek böreği verdiler. Yemin ederim ki, içinde bir gram bile ördek eti yoktu."
Başçavuş:
- "Sen hiç asker bisküvisi yedin mi?"
Acemi er:
- "Yedim Komutanım."
Başçavuş:
- "Peki ulan, bisküvinin içinden hiç asker çıktı mı?"
- "Komutanım, bize yemekte ördek böreği verdiler. Yemin ederim ki, içinde bir gram bile ördek eti yoktu."
Başçavuş:
- "Sen hiç asker bisküvisi yedin mi?"
Acemi er:
- "Yedim Komutanım."
Başçavuş:
- "Peki ulan, bisküvinin içinden hiç asker çıktı mı?"
Çeçenistan'da savaşan bir Rus askeri Rusya'ya geri döndüğünde bir berbere gider. Berber ona:
- "Nerede askerlik yaptın?" diye sorar. O da:
- "Çeçenistan'da" der.
Berber tıraşa devam ederken 5 dk. kadar sonra yine:
- "Nerede askerlik yapmıştınız?" diye sorar.
Asker, berber herhalde unutkan biri diye yine:
- "Çeçenistan'da" diye cevap verir.
5 dk. kadar sonra berber yine:
- "Ya siz askerliği nerede yapmıştınız?" diye sorunca Rus asker kızar ve:
- "Sana 3. kez Çeçenistan'da diyorum ya" diye kızarak cevap verir ve:
- "Niçin ikide bir bunu bana soruyorsun? diye sorar.
Berber bunun üzerine şu cevabı verir:
- "Ben ne zaman bu soruyu sorsam ve sen de ne zaman Çeçenistan diye cevap versen saçların diken gibi oluyor ve kesmesi daha rahat oluyor."
- "Nerede askerlik yaptın?" diye sorar. O da:
- "Çeçenistan'da" der.
Berber tıraşa devam ederken 5 dk. kadar sonra yine:
- "Nerede askerlik yapmıştınız?" diye sorar.
Asker, berber herhalde unutkan biri diye yine:
- "Çeçenistan'da" diye cevap verir.
5 dk. kadar sonra berber yine:
- "Ya siz askerliği nerede yapmıştınız?" diye sorunca Rus asker kızar ve:
- "Sana 3. kez Çeçenistan'da diyorum ya" diye kızarak cevap verir ve:
- "Niçin ikide bir bunu bana soruyorsun? diye sorar.
Berber bunun üzerine şu cevabı verir:
- "Ben ne zaman bu soruyu sorsam ve sen de ne zaman Çeçenistan diye cevap versen saçların diken gibi oluyor ve kesmesi daha rahat oluyor."
Osmanlının balkanlara doğru yeni yeni yayılmaya başladığı dönemde Yeniçeriler balkanların iç kısımlarına doğru yavaş yavaş ilerlerken balkan halkının Osmanlı hakkındaki düşünceleri ve korkuları değişip evlerinden dışarıya çıkmaya başlıyorlar. O zamana kadar böyle cengaverler görmemiş olan halkın dikkatini en çok Yeniçerilerin göğüs kılları çekiyor ve bir Yeniçeri ile halktan bir kişi arasında şöyle bir diyalog geçiyor:
- "Hiç böyle göğüs kılları görmemiştim bir tane hatıra olarak alabilir miyim?" Yeniçeri:
- "Vitrini bozma bacım, depodan verelim."
- "Hiç böyle göğüs kılları görmemiştim bir tane hatıra olarak alabilir miyim?" Yeniçeri:
- "Vitrini bozma bacım, depodan verelim."
Askerin birine sordular:
- "Neden savaşa gitmiyorsun?"
- "Valla düşmanlardan birini bile tanımam. Onlar da beni tanımazlar. Öyleyse niye düşmanlık olsun aramızda?"
- "Neden savaşa gitmiyorsun?"
- "Valla düşmanlardan birini bile tanımam. Onlar da beni tanımazlar. Öyleyse niye düşmanlık olsun aramızda?"
Soğuk savaşın en cafcaflı yıllarıdır. Bir gün Amerikalılar, Rusların yeni bir silahı Sibirya'da test ettiklerini haber alır ve derhal en iyi ajanlarını sıkı bir eğitime alırlar. Bu ajan kısa sürede Rus gibi yemesini Rus gibi içmesini kısacası gerçek bir Rus gibi davranmasını öğrenir ve derhal görevine başlar. Sibirya'da bir köye yerleşir. Bir gün bir düğüne katılır. Ortama hemen ayak uydurur. Kendi kendine fark edilmediğine sevinirken bir ihtiyar adam yanına yanaşır:
- "Yoldaş sen iyisin hoşsun ama Amerikalısın" der. Ajan şaşırır ama bozuntuya vermek istemez ve:
- "Saçmalama yoldaş nereden çıkardın?" der. Yaşlı adam da:
- "Ben okuma yazma bilmem, fazla gezmişliğim de yoktur ama hiç zenci Rus görmedim."
- "Yoldaş sen iyisin hoşsun ama Amerikalısın" der. Ajan şaşırır ama bozuntuya vermek istemez ve:
- "Saçmalama yoldaş nereden çıkardın?" der. Yaşlı adam da:
- "Ben okuma yazma bilmem, fazla gezmişliğim de yoktur ama hiç zenci Rus görmedim."
Albay askerlerin sigara içmelerine engel olmak için kantinin duvarına bir yazı asmıştır. Yazıda:
- "Sigara öldürür" diye yazıyormuş.
Ertesi gün oradan geçen albay yazının altındaki cevabı görmüş:
- "Türk askeri ölümden korkmaz."
- "Sigara öldürür" diye yazıyormuş.
Ertesi gün oradan geçen albay yazının altındaki cevabı görmüş:
- "Türk askeri ölümden korkmaz."
Albay, Binbaşıya:
- "Yarın güneş tutulacak. Bu her zaman görülen bir şey değildir. Erleri talim elbiseleri ile talim meydanına getirin de olayı görsünler. Bende orada bulunup kendilerine gerekli bilgiyi vereceğim. Şayet yağmur yağarsa, tabii bir şey göremeyiz .O zaman erleri, üstü kapalı talimgaha götürürsün."
Binbaşı, Yüzbaşıya:
- "Albayın emri ile yarın sabah saat dokuzda güneş tutulacak. Bu her zaman görülen bir olay değildir. Şayet hava kapalı olursa bir şey görülemeyecektir. Bu durumda tutulma, kapalı talimgahta gerekli talim elbisesiyle yapılacaktır."
Yüzbaşı, Teğmene:
- "Albayın emri ile yarın sabah dokuzda talim elbisesi ile güneş tutulmasının açılış merasimi yapılacaktır. Şayet yağmur yağarsa ki bu durum pek görülen bir olay değildir, Albay kapalı talimgahta gerekli bilgiyi verecektir."
Teğmen, Başçavuşa:
- "Yarın sabah dokuzda hava güzel olursa, talim kıyafeti ile Albay tutulacak. Kapalı talimgahta yağmur yağarsa, alayın meydanında manevra yapılacak. Çünkü bu her zaman görülen bir olay değildir."
Başçavuş, askere:
- "Yarın sabah saat dokuzda kapalı talimgahta Albayı tutacağız. Sabah hepiniz talim teçhizat ile hazır olun."
Askerler kendi aralarında:
- "Yarın sabah bizim Başçavuş Albayı tutuklayacakmış."
- "Yarın güneş tutulacak. Bu her zaman görülen bir şey değildir. Erleri talim elbiseleri ile talim meydanına getirin de olayı görsünler. Bende orada bulunup kendilerine gerekli bilgiyi vereceğim. Şayet yağmur yağarsa, tabii bir şey göremeyiz .O zaman erleri, üstü kapalı talimgaha götürürsün."
Binbaşı, Yüzbaşıya:
- "Albayın emri ile yarın sabah saat dokuzda güneş tutulacak. Bu her zaman görülen bir olay değildir. Şayet hava kapalı olursa bir şey görülemeyecektir. Bu durumda tutulma, kapalı talimgahta gerekli talim elbisesiyle yapılacaktır."
Yüzbaşı, Teğmene:
- "Albayın emri ile yarın sabah dokuzda talim elbisesi ile güneş tutulmasının açılış merasimi yapılacaktır. Şayet yağmur yağarsa ki bu durum pek görülen bir olay değildir, Albay kapalı talimgahta gerekli bilgiyi verecektir."
Teğmen, Başçavuşa:
- "Yarın sabah dokuzda hava güzel olursa, talim kıyafeti ile Albay tutulacak. Kapalı talimgahta yağmur yağarsa, alayın meydanında manevra yapılacak. Çünkü bu her zaman görülen bir olay değildir."
Başçavuş, askere:
- "Yarın sabah saat dokuzda kapalı talimgahta Albayı tutacağız. Sabah hepiniz talim teçhizat ile hazır olun."
Askerler kendi aralarında:
- "Yarın sabah bizim Başçavuş Albayı tutuklayacakmış."
Tabura yeni bir komutan gelmiş ve askerleri toplayarak bir konuşma yapacağını belirtmiş. Bütün askerler toplanmışlar ve komutan başlamış konuşmaya:
- "Bugün tanışmak için sizleri buraya topladım. Benim adım Ahmet, soyadım Kırç. Yeniden söylüyorum, Kırç. Arada R var. Sakın ola diliniz sürçmesin çok fena yaparım. Herkes iyice ezberlesin hata istemem!" Askerler dağılmışlar ve herkes:
- "Arada R var, arada R var," diye içinden ezbere koyulmuş. Komutan ise bu konuda ne kadar hassas olduğunu göstermek için sağda solda gördüğü askere soruyormuş:
- "Sen!"
- "Emredin komutanım!"
- "Soyadım ne benim?"
- "Kırç komutanım!"
- "Aferin! işinin başına!" Komutan böyle böyle her gün bir kaç kere soyadını soruyor ancak kimse şaşırmıyormuş. Laz ise bu konuda çok sancılıymış. Ya bir gün piyango kendisine çıkarsa ve şaşırırsa diye daralıp dururmuş. Nihayet bir gün tören esnasında komutan aniden arkasına dönmüş ve Laz'ı işaret ederek:
- "Sen! Soyadım ne benim?" diye sormuş. Laz heyecandan konuşamıyor, nutku tutulmuş. Yaprak gibi sallanmaya başlamış. Komutan gayet sinirli:
- "Sana söylüyorum, yanıt ver, asabımı bozma!" Hemen arkasındaki arkadaşı bakmış Laz'in başı belaya girecek hemen fısıldamış:
- "Arada R var, arada R var." Bunun üzerine Laz yanıt vermiş:
- "Gört!"
- "Bugün tanışmak için sizleri buraya topladım. Benim adım Ahmet, soyadım Kırç. Yeniden söylüyorum, Kırç. Arada R var. Sakın ola diliniz sürçmesin çok fena yaparım. Herkes iyice ezberlesin hata istemem!" Askerler dağılmışlar ve herkes:
- "Arada R var, arada R var," diye içinden ezbere koyulmuş. Komutan ise bu konuda ne kadar hassas olduğunu göstermek için sağda solda gördüğü askere soruyormuş:
- "Sen!"
- "Emredin komutanım!"
- "Soyadım ne benim?"
- "Kırç komutanım!"
- "Aferin! işinin başına!" Komutan böyle böyle her gün bir kaç kere soyadını soruyor ancak kimse şaşırmıyormuş. Laz ise bu konuda çok sancılıymış. Ya bir gün piyango kendisine çıkarsa ve şaşırırsa diye daralıp dururmuş. Nihayet bir gün tören esnasında komutan aniden arkasına dönmüş ve Laz'ı işaret ederek:
- "Sen! Soyadım ne benim?" diye sormuş. Laz heyecandan konuşamıyor, nutku tutulmuş. Yaprak gibi sallanmaya başlamış. Komutan gayet sinirli:
- "Sana söylüyorum, yanıt ver, asabımı bozma!" Hemen arkasındaki arkadaşı bakmış Laz'in başı belaya girecek hemen fısıldamış:
- "Arada R var, arada R var." Bunun üzerine Laz yanıt vermiş:
- "Gört!"
Bir Yüzbaşı ile emir eri bir trende yolculuk ediyorlar. Aynı kompartımanda çok alımlı bir kız ile annesi de var. Başka kimse yok. Bu iki grup birbirlerini tanımasa da yolculuk sırasında tanışırız diye çok yakın oturmuşlar. Derken tren bir tünele giriyor, ortalık kararıyor. Bir öpücük sesi ve ardından -şırraaak- diye çok şiddetli bir şamar sesi duyuluyor. Tren tünelden çıkıyor. Herkes şaşkın ne oldu diye birbirine bakıyor.
Genç kız düşünüyor:
- "Benim yerime annemi öperlerse işte böyle şamarı yerler."
Kızın annesi düşünüyor:
- "Helal benim kıza, öpüldü ama, hemen şamarı yapıştırdı."
Yüzbaşı düşünüyor:
- "Ulan asker kızı öptü, şamarı ben yedim."
Asker gülümsüyor:
- "İntikamımı aldım daa. Havaya bir öpücük yüzbaşıya bir şamar!"
Genç kız düşünüyor:
- "Benim yerime annemi öperlerse işte böyle şamarı yerler."
Kızın annesi düşünüyor:
- "Helal benim kıza, öpüldü ama, hemen şamarı yapıştırdı."
Yüzbaşı düşünüyor:
- "Ulan asker kızı öptü, şamarı ben yedim."
Asker gülümsüyor:
- "İntikamımı aldım daa. Havaya bir öpücük yüzbaşıya bir şamar!"
51. piyade alayında yüzbaşı Jack diye bir subay varmış. Bu alayda bütün herkes bu yüzbaşıdan illallah demiş. Çünkü her girdiği iddiayı kazanıyormuş. Alay komutanı sonunda dayanamayıp yüzbaşı Jack'in tayinini çıkarmayı başarmış ve bizim yüzbaşının 61. piyade alayına tayini çıkmış. 51. piyade alay komutanı, 61. piyade alay komutanına telefon ederek yüzbaşı için:
- "Aman bu adama dikkat edin, sakın kimseyle iddiaya girmesin. Aka kara der iddiayı yinede kazanır" diye uyarıda bulunmuş. 61. piyade alay komutanı:
- "Olur mu canım öyle şey" deyip telefonu kapatmış. Neyse bizim yüzbaşı 61. piyade alayına gelmiş ve alay komutanın karşına geçerek:
- "Komutanım ben geldim" demiş. Alay komutanı:
- "Sen misin şu meşhur yüzbaşı jack?" demiş, Yüzbaşı alay komutanına:
- "Aa komutanım beni hatırladınız mı?" demiş.
- "Hayır hatırlamadım"
- "Olur mu komutanım Vietnam savaşında beraber mevzide idik, siz o zaman Yarbaydınız ben de daha teğmendim."
- "Yok canım ben o savaşa katılmadım"
- "Aa komutanım ben adım gibi hatırlıyorum sizin kıçınıza şarapnel parçası gelmişti. Kesin onun yara izi de kalmıştır."
- "Olur mu canım sen manyak mısın? ben ne o savaşa katıldım ne de kıçımda şarapnel yarası var."
- "Komutanım 100$ iddiasına girerim ki sizin kıçınızda şarapnel yarası var" demiş ve 100$ iddiasına girilmiş. Alay komutanı indirmiş pantolonu ve yaranın olmadığını göstermiş. Yüzbaşı:
- "Ah komutanım çok özür dilerim. Yanılmışım buyurun 100$'ınızı" demiş ve 100$ i vermiş. 61. piyade alay komutanı sevine sevine 51. piyade alay komutanını telefonla arayarak:
- "He he bu muydu her iddiayı kazanan adam?"
- "Ne oldu ki?"
- "İddiaya girdim ve kazandım"
- "Sakın ona kıçımı gösterdim deme!"
- "Nereden anladın kıçımı gösterdiğimi?"
- "Ulan senin Allah belanı versin, Allah seni kahretsin. O adam senin kıçını görmek için bütün alayla iddiaya girmişti."
- "Aman bu adama dikkat edin, sakın kimseyle iddiaya girmesin. Aka kara der iddiayı yinede kazanır" diye uyarıda bulunmuş. 61. piyade alay komutanı:
- "Olur mu canım öyle şey" deyip telefonu kapatmış. Neyse bizim yüzbaşı 61. piyade alayına gelmiş ve alay komutanın karşına geçerek:
- "Komutanım ben geldim" demiş. Alay komutanı:
- "Sen misin şu meşhur yüzbaşı jack?" demiş, Yüzbaşı alay komutanına:
- "Aa komutanım beni hatırladınız mı?" demiş.
- "Hayır hatırlamadım"
- "Olur mu komutanım Vietnam savaşında beraber mevzide idik, siz o zaman Yarbaydınız ben de daha teğmendim."
- "Yok canım ben o savaşa katılmadım"
- "Aa komutanım ben adım gibi hatırlıyorum sizin kıçınıza şarapnel parçası gelmişti. Kesin onun yara izi de kalmıştır."
- "Olur mu canım sen manyak mısın? ben ne o savaşa katıldım ne de kıçımda şarapnel yarası var."
- "Komutanım 100$ iddiasına girerim ki sizin kıçınızda şarapnel yarası var" demiş ve 100$ iddiasına girilmiş. Alay komutanı indirmiş pantolonu ve yaranın olmadığını göstermiş. Yüzbaşı:
- "Ah komutanım çok özür dilerim. Yanılmışım buyurun 100$'ınızı" demiş ve 100$ i vermiş. 61. piyade alay komutanı sevine sevine 51. piyade alay komutanını telefonla arayarak:
- "He he bu muydu her iddiayı kazanan adam?"
- "Ne oldu ki?"
- "İddiaya girdim ve kazandım"
- "Sakın ona kıçımı gösterdim deme!"
- "Nereden anladın kıçımı gösterdiğimi?"
- "Ulan senin Allah belanı versin, Allah seni kahretsin. O adam senin kıçını görmek için bütün alayla iddiaya girmişti."
Savaş sırasında erkeklik uzvu kopan bir askere, fil hortumundan bir yapay organ takıldı. Savaş bittikten aylar sonra askerle becerikli estetik cerrah karşılaştılar. Doktor sordu:
- "Nasıl, memnun musun? Yapay aletin iyi iş görüyor mu?" Asker cevap verdi:
- "Çok memnunum doktor. Hanımlara karşı görevini fevkalade yapıyor. Yalnız bir şikayetim var. Mesela sinemada yanımdaki koltukta oturan biri fındık fıstık yiyorsa, kendiliğinden uzanıp bütün çerezleri kapıyor." Doktor:
- "Olsun. Alt tarafı çerez parası ödersin olur biter." Asker:
- "Ama doktor, çerezleri almakla kalmıyor, hepsini kıçıma sokuyor."
- "Nasıl, memnun musun? Yapay aletin iyi iş görüyor mu?" Asker cevap verdi:
- "Çok memnunum doktor. Hanımlara karşı görevini fevkalade yapıyor. Yalnız bir şikayetim var. Mesela sinemada yanımdaki koltukta oturan biri fındık fıstık yiyorsa, kendiliğinden uzanıp bütün çerezleri kapıyor." Doktor:
- "Olsun. Alt tarafı çerez parası ödersin olur biter." Asker:
- "Ama doktor, çerezleri almakla kalmıyor, hepsini kıçıma sokuyor."
Hazır cevap Ekrem komutan bir gün mutfağı denetlemek için yemekhaneye indi ve aşçı askere sordu:
- "Söyle bakalım Ahmet, yemeklere hangi yağı koyuyorsun?"
Ahmet'te hazır cevaptı ve imalı bir dille:
- "SANA koyuyorum komutanım!"
Ekrem komutan bu imalı durumun farkına vardı bozuntuya vermeden, bağırarak:
- "Aferin Ahmet çok güzel, öbür aşçılara da söyle, onlarda SANA koysunlar."
- "Söyle bakalım Ahmet, yemeklere hangi yağı koyuyorsun?"
Ahmet'te hazır cevaptı ve imalı bir dille:
- "SANA koyuyorum komutanım!"
Ekrem komutan bu imalı durumun farkına vardı bozuntuya vermeden, bağırarak:
- "Aferin Ahmet çok güzel, öbür aşçılara da söyle, onlarda SANA koysunlar."