Seçkin Üye
Pek hırslı, çok istekli ve arsız bir arzuya sahip orta yaşlarda Ayı yaşardı bizim ormanda vardı.
Doymak bilmeyen midesi, bitmek,tükenmek bilmeyen istekleri ona her zaman bir şeyler kaybettirmişti.
Bunca doyumsuzluğu ve arsızlığı yetmezmiş gibi bir de melun bir alışkanlığa yakalanmıştı; Kumar.
Kumara o kadar düşkündü ki ne elindekinin ne de evindekinin kıymetini bilir, sahip çıkardı.
Elinde merhum anneden kalma bir ev ve bir elli dönüm arazisi, evinde ise bir melek kadar büyüleyici eşi ve peri kızı kadar güzel üç kız evladı vardı.
Bu kötü alışkanlıkları olan Ayıya her seferinde ciddi ikazlarda bulunan eşi ve bir şeyler kaybettiği her eve dönüşünde ondan biraz daha soğuyan üç kızı onu terk etmeye çoktan karar verdiler lakin bir türlü onu merhametlerinden dolayı bırakamıyorlardı.
Gün oldu, devran deveran etti ve neticesinde harman geldi. Yazın ekmekle uğraşmayan, kışın da biçmeye tenezzül etmeyen koca Ayımız hanımının ve çocuklarının ekip biçtikleriyle hayatını idame ettiriyordu. Neticesinde bu hal böyle süremezdi.
Zira herkese ancak çalıştığı kadar vardı. Bu hakikat, sonunda hiç bir işe kalkışmayan, eşinin ve kızlarının rızkını kumarda harcayan koca Ayının yüzüne bir tokat gibi çarptı. Anne ayı ve evlatları artık anne evine dönmeye karar verdiler fakat yinede
açlıktan ölmesine razı olamadıkları için bu kışlık ona yetecek erzağı da yanında bıraktılar.
Artık kumar belasının ne kötü bir illet olduğunu idrak etmeye başlayan ayı bir gün evinde oturup penceresinden manzarasını seyrederken bir de ne görsün, evinin içinde bir küçük ebabil kuşu girmiş ve uçuyor.
Onu gören Ayı içinden 'Bu akşam da ziyafet var bu küçük ama tatlı kuşçuğu bir güzel pişirir yerim' diye düşündü ve onu yakalamaya karar verdi. Evin tavanı gayet yüksekçeydi ve küçük ebabil kuşu da tavana yakın yerden uçuyordu.
Fakat çıkacağı kapı ayının büyük cüssesiyle kapalıydı. Neticesinde bir süre kuşu yakalamaya çalışan ayı onu yakalayamayacağını anladı ve tam vazgeçmeye karar verdiği anda küçük kuşcağız korku ve biraz da mantığını kullanarak dile geldi ve
Ayıya dedi ki : 'Ayı kardeş, zihninden geçen o senin için leziz ve benim için dehşetli fikirleri tahmin edebiliyorum, ama sen koca cüsseli, irice bir hayvansın. Nice ceylanlarla nice geyiklerle dolu olan o midene ben girmesem ne kaybedersin ki. Ve sana
kârlı bir teklifte bulunayım, beni serbest bırak sana 3 akıl vereyim, üç akıl vereyim ki senin de aklın başına gelsin.
Eşinin ve çocuklarının onu terk etmesinden dolayı son derece mahzun olan ve kuşu yakalayamayacağını anlayan Ayı bu teklifi kabul etti. 'Peki kuş kardeş dediğin gibi yapalım'
Küçük kuş üç öğüt vereceğini, bu üç öğüdün ilkini havada, ikincisini kapının yanında üçüncüsünü de tamamen serbest olunca vereceğini söyledi ve ayı da bunu kabul etti.
Odanın içindeyken ilk nasihatım 'Kim sana bir sineğin bir eşeği yediğini söylerse, ona inanma' Ayı tamam dedi.
Kuş kapının yanına geldi ve ikinci nasihatı söyledi 'Değerlendiremediğin fırsat için üzülme' Ayı yine tamam dedi.
Kuş artık serbestti ve şen şakraktı üçüncü nasihatını söylemeden evvel olsa gerek şöyle söyledi ' Kaybettin ey akılsız Ayı, az daha kumarla uğraşsan milyarder olacaktın büyük servet kaçırdın ve karını kızını da kaybettin'
Bunu duyan ayı ahlanıp vahlanmaya başladı.
Kuş bunun üzerine dedi ki 'Kim sana bir sineğin bir eşeği yediğini söylerse yani imkansız bir durumu var kılarsa ona inanma' demiştim demekki anlamamışsın
Madem anlamadın onu da geçtim 'Değerlendiremediğin fırsat için üzülme' demiştim bunu da idrak edememişsin
'Sana malını, mülkünü, eşini ve kızlarını kaybettiren bu kumar illeti seni nasıl milyarder yapsın sende akıl yok mu be ayı kardeş' dedi
Ayı bu defa 'Anlamamışım, bir aptalmışım kabul ettim. Üç nasihata söz vermiştin bari onu da söyle ilk ikisini idrak edemedim hem seni de kaybettim üçüncüsünden bari istifadem olsun'
Kuş dedi ki ' Bu iki nasihatı anlamadın verdiğim akıl senin aklına fazla geldi, üçüncüsüne gerek yok çünkü boşa gider'
Ve son olarak şunu ekledi : Cahile söz anlatmak, köre renk tarif etmek gibidir.
Doymak bilmeyen midesi, bitmek,tükenmek bilmeyen istekleri ona her zaman bir şeyler kaybettirmişti.
Bunca doyumsuzluğu ve arsızlığı yetmezmiş gibi bir de melun bir alışkanlığa yakalanmıştı; Kumar.
Kumara o kadar düşkündü ki ne elindekinin ne de evindekinin kıymetini bilir, sahip çıkardı.
Elinde merhum anneden kalma bir ev ve bir elli dönüm arazisi, evinde ise bir melek kadar büyüleyici eşi ve peri kızı kadar güzel üç kız evladı vardı.
Bu kötü alışkanlıkları olan Ayıya her seferinde ciddi ikazlarda bulunan eşi ve bir şeyler kaybettiği her eve dönüşünde ondan biraz daha soğuyan üç kızı onu terk etmeye çoktan karar verdiler lakin bir türlü onu merhametlerinden dolayı bırakamıyorlardı.
Gün oldu, devran deveran etti ve neticesinde harman geldi. Yazın ekmekle uğraşmayan, kışın da biçmeye tenezzül etmeyen koca Ayımız hanımının ve çocuklarının ekip biçtikleriyle hayatını idame ettiriyordu. Neticesinde bu hal böyle süremezdi.
Zira herkese ancak çalıştığı kadar vardı. Bu hakikat, sonunda hiç bir işe kalkışmayan, eşinin ve kızlarının rızkını kumarda harcayan koca Ayının yüzüne bir tokat gibi çarptı. Anne ayı ve evlatları artık anne evine dönmeye karar verdiler fakat yinede
açlıktan ölmesine razı olamadıkları için bu kışlık ona yetecek erzağı da yanında bıraktılar.
Artık kumar belasının ne kötü bir illet olduğunu idrak etmeye başlayan ayı bir gün evinde oturup penceresinden manzarasını seyrederken bir de ne görsün, evinin içinde bir küçük ebabil kuşu girmiş ve uçuyor.
Onu gören Ayı içinden 'Bu akşam da ziyafet var bu küçük ama tatlı kuşçuğu bir güzel pişirir yerim' diye düşündü ve onu yakalamaya karar verdi. Evin tavanı gayet yüksekçeydi ve küçük ebabil kuşu da tavana yakın yerden uçuyordu.
Fakat çıkacağı kapı ayının büyük cüssesiyle kapalıydı. Neticesinde bir süre kuşu yakalamaya çalışan ayı onu yakalayamayacağını anladı ve tam vazgeçmeye karar verdiği anda küçük kuşcağız korku ve biraz da mantığını kullanarak dile geldi ve
Ayıya dedi ki : 'Ayı kardeş, zihninden geçen o senin için leziz ve benim için dehşetli fikirleri tahmin edebiliyorum, ama sen koca cüsseli, irice bir hayvansın. Nice ceylanlarla nice geyiklerle dolu olan o midene ben girmesem ne kaybedersin ki. Ve sana
kârlı bir teklifte bulunayım, beni serbest bırak sana 3 akıl vereyim, üç akıl vereyim ki senin de aklın başına gelsin.
Eşinin ve çocuklarının onu terk etmesinden dolayı son derece mahzun olan ve kuşu yakalayamayacağını anlayan Ayı bu teklifi kabul etti. 'Peki kuş kardeş dediğin gibi yapalım'
Küçük kuş üç öğüt vereceğini, bu üç öğüdün ilkini havada, ikincisini kapının yanında üçüncüsünü de tamamen serbest olunca vereceğini söyledi ve ayı da bunu kabul etti.
Odanın içindeyken ilk nasihatım 'Kim sana bir sineğin bir eşeği yediğini söylerse, ona inanma' Ayı tamam dedi.
Kuş kapının yanına geldi ve ikinci nasihatı söyledi 'Değerlendiremediğin fırsat için üzülme' Ayı yine tamam dedi.
Kuş artık serbestti ve şen şakraktı üçüncü nasihatını söylemeden evvel olsa gerek şöyle söyledi ' Kaybettin ey akılsız Ayı, az daha kumarla uğraşsan milyarder olacaktın büyük servet kaçırdın ve karını kızını da kaybettin'
Bunu duyan ayı ahlanıp vahlanmaya başladı.
Kuş bunun üzerine dedi ki 'Kim sana bir sineğin bir eşeği yediğini söylerse yani imkansız bir durumu var kılarsa ona inanma' demiştim demekki anlamamışsın
Madem anlamadın onu da geçtim 'Değerlendiremediğin fırsat için üzülme' demiştim bunu da idrak edememişsin
'Sana malını, mülkünü, eşini ve kızlarını kaybettiren bu kumar illeti seni nasıl milyarder yapsın sende akıl yok mu be ayı kardeş' dedi
Ayı bu defa 'Anlamamışım, bir aptalmışım kabul ettim. Üç nasihata söz vermiştin bari onu da söyle ilk ikisini idrak edemedim hem seni de kaybettim üçüncüsünden bari istifadem olsun'
Kuş dedi ki ' Bu iki nasihatı anlamadın verdiğim akıl senin aklına fazla geldi, üçüncüsüne gerek yok çünkü boşa gider'
Ve son olarak şunu ekledi : Cahile söz anlatmak, köre renk tarif etmek gibidir.