Furkan Demir, 1987 yılında doğmuş olup, 2007 yılında İzmir’de vefat etmiştir. Babasının adı Cahil Mehmet Efendi, annesinin adı Fukara Hanım’dır. Annesi Furkan Demir’i önce mahalle mektebine göndermek istemiştir fakat batıya özenen özenti babası modern olmaya daha doğrusu modern görünmeye çalışmak için onu modern okullardan biri olan Şemsi Efendi Askeri İlkokulu’na göndermiştir. Furkan Demir de babası kadar özenti biri olduğu için o da aslında modern okula gitmek istemiştir.
Furkan Demir, lise yıllarındayken şairliği tutmuştu. Sürekli şiirleri yazarak Facebook’ta popi olmayı başarmıştır. Twitter da attığı twit şiirler sayesinde takipçi sayısı her geçen gün artmıştır. Popi olan Furkan artık fame olmuştur. Sonra Furkan Demir’in Facebook ve Twitter hesabı çalındı. Buna çok üzülen Furkan Demir, depresyona girdi. Daha sonra Furkan Demir, bu durumda Çöle gitti. Orada acılar içinde ölmeyi bekledi. Sonra da cesedi bulunup, bir kuyuya atılması için can atıyordu. Ama maalesef ki öyle bişey olmadı. Bir türlü ölmeyi beceremedi işte. Her neyse, çölde yürürken bir ağaç parçasına takıldı. Onun üzerine bütün hayatını yazdı. Belki biri bulur diye aslında bir tür mektup şeklinde yazmıştı her şeyi. Sonra bunu kumun altına gömdü gerizekalı. Sonra daha da ilerlerken bir ev gördü. Eve doğru yürümeye başladı. Gidene kadar akşam oldu. Ama hala yetişememişti. Tam yaklaştım derken karşısında bir kutup ayısı çıktı. Ne yapacağını şaşırdı. Birden kılıcını çıkarıp 2 el ateş etti. Sonra Kutup ayısı havlaya havlaya öldü. Bunu gören Furkan kendini kahraman gibi hissetti. Sonra eve doğru yürümeye devam etti. O esnada karşısında bir çöl balığını gördü. Çok şaşırmıştı. Bu kadar kum bu alana nasıl da toplanmıştı?
Balığı 2 el hareketiyle şoka uğrattı, kesip yedi. Geceyi oracıkta geçirdi. Sabah olunca tekrar eve doğru yola çıkacaktı. Uyuyuverdi.
Sabah uyandığında karşısında bir deniz atı duruyordu. Fırsat bu fırsat diye düşündü. Hemen atladı ata. Dıgıt dıgıt eve doğru yol almaya başladı. Birden Atlantik okyanusunun sahiline yetişti. Deniz atı: ‘bundan sonrasına ben seni götüremem deyip gitti.’ Furkan da uçma bilmiyordu. Bu yüzden denizi yürüyerek geçmek zorundaydı. Hemen bir koşu atına atlayıp okyanusu geçti. Yine akşam olmuştu. Artık eve yetişmişti. Camdan içeriye baktı. O zamanlar elektrik olmadığı için içerideki insanlar mum ışığında televizyon izliyorlardı. Ayaktaki kadına dikkatle baktı. Bu kişi Fukara Hanım’dan başkası değildi .Bir an düşündü: ‘Nasıl olur lan!’ Sonra babasını da gördü. Babası Cahil Mehmet Efendi, hançeri aldı ver yerdeki çocuğun karnını deşti. Çocuğa da bakınca Furkan kendini gördü. ‘Aman Allahım! Neler oluyor laan!’ diye bağırdı Furkan. Sesi duyan annesi kapıyı açtı. ‘Furkan, canım oğlum. Biz de tam seni öldürüyorduk. Gel içeri’ dedi annesi. Furkan deliye döndü. Evi gördüğünden beri aklından tek geçen soruyu tekrar düşündü. ‘Sörvayvır neden Star’da yayımlanıyor?’
İçeri geçti. Annesi ona taze sıkılmış bir ayran verdi. Furkan ayranı afiyetle yedi. Bardağı da annesine uzattı. Annesi bir an deliye döndü. Fukara Hanım hiç bu kadar sinirlenmemişti. Yerde karnı deşilmiş çocuğa baktı. Hemen karnındaki hançeri alıp kediyi ikiye böldü. Sonra da rahatladığını belli eden bir tebessüm gösterdi oğluna.
Artık yatma vakti gitmişti. Cahil Mehmet Efendi, Namaza gidecekti. Sonuçta günlerden perşembertesiydi. Cahil Mehmet Efendi gitmişken Furkan da hemen kumandayı eline alıp Facebook’a girdi. Çalınmış hesabı geri gelmişti. Hemen yaşadıklarını durum olarak yazdı. Gelen yorumlar içler acısıydı: ‘senin de çok sıradan bir hayatın varmış ha’ gibisindendi hepsi de.
Furkan kendini içkiye vurdu. İçki şişesi kırıldı, her yer berbat oldu. Bir de annesi vurdu. Bu acıları taşıyamayan Furkan gecekondu tipindeki evin çatısına çıktı. Atlamaya karar verdi. 30. kattan atlamak kolay olmayacaktı. Çünkü ölmeyebilirdi. Annesi de hemen arkasından geldi. ‘Yapma oğlum etme at kendini’ dedi. Furkan sırf anne sözü dinlememek için geri döndü. Atlamaktan vaz geçiyordu ki ayağı takıldı. Aşağı doğru düşmeye başladı. 15. katın hizasına geldiğinde ‘lanet olsun, 15 kattan düştüm bir şey olmadıysa, bundan sonra da bir şey olmaz’ dedi. En sonunda yere düşebilmişti. Neyse ki bina o kadar da alçak değildi. Yoksa sakatlanamayabilirdi. Furkan ayağa kalktığında kasıklarından itibaren bacaklarının olmadığını fark etti. Mecburen bacakları olmadan tek ayak üstünde yürümek zorunda kaldı. Artık eve dönmeyecekti. Gidip büyük bir binadan atlayıp gebermeyi bekleyecekti. Ve yaptı da . New York’un en uzun gökdeleninin tepesine uçarak tırmandı. Ve kendini saldı boşluğa, bir an kendini yumuşacık bir yatakta buldu. Bu onun evindeki yatağıydı. Hemen Sağındaki telefonunu aldı. Saat 14:24 tü. Telefonun rehberine baktı. Annesi ve babası, Feride ve Adnan olarak kayıtlıydı. Yani Cahil Mehmet Efendi ve Fukara Hanım yoktu. ‘demek hepsi rüyaydı ha’ diye düşündü. Kan ter içine kalmıştı. ‘Allahım ne korkunç bir kabustu. Hiç bitmeyecek sandım’ diye geçirdi içinden. Yatağından çıktı aşağı indi. Anne ve babası işte olmalıydılar. Tabi onun da okulda. Hemen hazırlanıp kahvaltı bile yapmadan okula gitti. Kendi sırasına geçti. Arkadaşlarıyla falan konuştu ama hiç rüyadan bahsetmedi. Sonra bir an tuhaf bir koku aldı. Sağındaki sıra çiftinde oturanlar Cahil Mehmet Efendi ve Fukara Hanım’dan başkası değildi…
işte o anda Furkan titremeye başladı. Her şey yeniden mi başlıyordu? Hemen koştu yanlarına. Cahil Mehmet Efendi ve Fukara Hanım gözlerini uzağa dikmiş, sadece boş boş bakıyorlardı. Furkan’ın artık takati kalmamıştı. Mecburen sormak zorunda kaldı: ‘Kimsiniz siz, neden ben hep sizi görüyorum, burası da neresi?’ gibi sorular sordu. Fukara Hanım bir an ayağa kalktı ve ‘oğlum ne diyorsun? Burası senin evin. Ne saçmalamıyorsun’ dedi. Kötü olan şey Fukara Hanım’ın haksız olması değildi. Gerçekten de evdeydiler. Furkan’ın rüyasında gördüğü 30 katlı gecekondu tipi evden başkası da olamazdı orası zaten. Bir an paniğe kapılan Furkan ‘Allahım inşallah bu rüya değildir’ dedi. Ve duası da kabul olmamıştı. Çünkü ne yapsa ne etse bu lanet olmayası rüyadan kalkamıyordu. Anlaşılan bu bir rüya değildi. Furkan saçmaladığını düşünmedi. Aksine saçmaladığının farkına varmanın ne kadar saçma olamayacağını bir kez daha düşünerek saçmalamamanın eşiğine vurdu. Bunu gören Bekçi Veysel ‘neden saçmalamamanın eşiğine vuruyorsun! Babanın malı mı lan bu’ diye kızdı Furkan’a. Furkan da biraz utanmıştı tabi. Verecek cevap bulamadı. Bekçi Veysel ‘ya bundan sonra benim yanımda çalışırsın. Ya da seni serbest bırakırım’ dedi. Furkan serbest kalmayı göze alamazdı. Bu yüzden mecburen bekçinin yanında köpeklik yaptı. Bekçi yatarken o ise köpek gibi nöbet tutuyordu. Saçmalamamanın eşiğine vuranları bekçiye şikayet ediyordu. Aylar, günler, hatta saatler geçti. Ama yarım saattir bekçinin yanında çalışıyordu. Bekçi Veysel ‘bak evlat. Bunca sene yanımda çalıştın.’ Ben de o kadar da şerefli biri olmadığıma göre seni serbest bıraksam iyi olacak.’ Furkan yalvardı yakardı ama bekçi kararlıydı. Furkan’ı serbest bıraktı. Furkan ‘ da arkasına bakmadan oradan yavaşça koşarak yürüdü. Furkan yürürken saatine baktı. 3 sene geçmişti yola çıktığından beri. Yolda Deli Yasin ile karşılaştı. Selam verdi borçlu çıktı. Deli Yasin: ‘senin bana borcun var’ dedi. Furkan: ‘ne alakası yok. Ben seni ilk defa bile görüyorum.’ Yasin şok olmuştu. Adeta deliye döndü ve dedi ki: ‘deli kardeş ne yapalım? Bak sana dönerek konuşuyorum. Yani sana saygı gösteriyorum. Sen ise boş muhabbet yapıyorsun. Hiç mi utanmıyorsun?’ Deli cevap verdi: ‘Ulan salak ben senin sıfatınım. Ben nasıl konuşabilirim ki? Sıfatlar konuşamaz öyle değil mi?’ Yasin: ‘Haklısın sıfat kardeş. Matematik dersinde sıfatlar konusunu fazla dinlememiştim hastanede ondan oldu herhalde. Kusurumu affet ve görmezden gel.’ dedi. Sıfat: ‘Emredersiniz komutanım.’ dedi. Artık Furkan bir şey diyecek güç bulamandı kendinde. Çünkü 7 yıldır 3 öğün yemek yememişti. Artık yapacak bir şeyler gerekiyordu. Deli Yasin: ‘ Neyse bak bu sefer seni affediyorum. Borcunu erteliyorum. Al şu 10 lirayı da kendine bir sakız al, karnını doyur. Ama unutma bunu da borcun üstüne ekliyorum. Faiziyle geri alacağım.’ Furkan da kabul etti. O parayla kendine bir ev kiraladı. Sonra da pizzacıdan bir pizza sipariş etti. Çünkü ev olmadan pizza sipariş edemezdi. Bunu akıl edebilen Furkan kendiyle gurur duyuyor ve kendi sırtını sıvazlayarak pis pis sırıtıyordu. En sonunda pizza yetişti. Ama 4 dakika geç gelmişti. Furkan da : ‘pizzayı yetiştiremediniz. Bu yüzden size paranın iki katını vermem gerekiyor öyle değil mi?’ dedi pizzacıya. Pizzacı da: Hayır efendim. Yok öyle bir şey. 7 katını vermeniz gerekiyor.’ Furkan da 6 katını verdi. Pizzacı: ‘Nerede bunun yedinci katı?’ diye sordu. Furkan da: ‘6 katını verdim. 1 kat daha vermem gerekiyor. 6x1=6 olacağından 6 katını verdim.’ Pizzacı bir an gülme krizine girdi ve ‘saçmalıyorsun. 6x1=6 ile işlem bitmez. 6x1+pizzanın kendi parası+9 yaparsak şu 10 kuruş senin paran oluyor.’ Dedi. Furkan’da ‘haklı değilsin pizzacı amele seni. Ama neyse seni kıramayacağım. Ama al şu parayı, sana vereceğim adreste bir Deli Yasin var. Ona selam verdim, borçlu çıktım. Ona olan borcumu öde.’ dedi. Pizzacı da: ‘Tamam’ diyerek yola çıktı. Deli Yasin’in yanına geldi ve selam verdi borçlu çıktı. Deli Yasin:’ Sen bana borçlusun’ dedi. Pizzacı da ‘peki al bu parayı’ dedi. Deli Yasin: ‘Aferin, borcunu çabuk ödeyen kişilere verdiği paranın 9 katını veririm.’ Al bu paralar senin olsun. Bir de borcunu çabuk vermeyen bir çocuk vardı. Adı Furkan. Onu görürsen bana borcu olduğunu hatırlat.’ Pizzacı birden olayı hatırladı ve ‘Al bu da onun borcu’ dedi. Deli Yasin deliye döndü ve ‘görüyor musun? Adam nerelerden bize borcunu göndermiş. Helal olsun be.’ dedi. Ama pizzacı bir daha Furkan’ı görmedi. Furkan da aç perişan ölmeyi bekledi. Ama ölmek düşündüğü kadar da zor değildi. Bir türlü ölemiyordu. Elini cebine soktu. Telefonunu alacaktı ki eline bir el arabası geldi. Yanından geçenler ona ‘Ooo, Furkan Bey, araba almışsın. Ama keşke kendine alsaydın’ diye kendilerince ciddi bir şeyler mırıldanıyorlardı. Furkan bu duruma çok sinirlendi. Ne yapsa ne etse derken elini cebine tekrardan attı ve karşısında Fukara Hanım’ı gördü. Fukara Hanım: ‘hadi dön evine evladım’ dedi. Furkan da el arabasına binip gaza bastı. O zamanlar araba olmadığı için otobanda tek başına seyahat edebilme kabiliyetine sahip birilerini görebilme ihtimalini arttırmak amacıyla çalışabilmeye çalıştı. Furkan koşuyor, Fukara Hanım arkasında Limuziniyle takip ediyordu. Yolda bir çekmece ölmüştü. Mecburen arabayı kenara çekti ve yoldaki çekmeceyi gidip ormana gömdü. Cenaze namazını da kendi başına kıldı ve oradan gitti. Yola devam ederken karşısında bir mobilya takımının cansız bedenlerini gördü. Onların da bir bir cenaze namazlarını kıldıktan sonra yola çıktı ama Furkan’ı artık kaybetmişti. Üzüntü içinde eve geri döndü ve kocasına durumu anlattı. Kocası da ‘Sen de ama safsın ha. Ulan hiç Limuzin diye bir şey olur mu?’ diye sordu. Fukara Hanım da haklısın dedi ve oturup ağlamaya başladı. Furkan son sürat ilerlerken birden bir kamyon lastiğinin üzerine geldiğini fark edebilme ihtimalini hiçe saymak yerine onu da kendinden sayarak yanında götürmeyi daha mantıklı bulabilen birilerini arayan yeşil devi öldüren kötü yürekli insan düşmanı Fatma’yı yanına aldı. Bir an kamyon lastiği Furkan’ın kafasına çarptı. Furkan yerde baygın yatıyordu ama bilinci yerindeydi. Fatma ona kalk kalk diyordu. ‘Kalksana Furkan, okula geç kalacaksın.’ Deyince Furkan klasik rüya temasını aklına getirdi. Hemen kalktı Annesi Feride Hanıma sarıldı. Ağlamaya başladı. Bir daha uyumayacağına da yemin etti.
Hemn kalkıp aşağıya kahvaltı yapmaya gitti.Salonda sabahın köründe farklı 2 misafir vardı. Yanlarına yaklaştı ve Cahil Mehmet Efendi nin korkunç gözlerini gördü. Çayı yere döken Fukara Hanım kahkaha atıyordu.
Furkan Demir, lise yıllarındayken şairliği tutmuştu. Sürekli şiirleri yazarak Facebook’ta popi olmayı başarmıştır. Twitter da attığı twit şiirler sayesinde takipçi sayısı her geçen gün artmıştır. Popi olan Furkan artık fame olmuştur. Sonra Furkan Demir’in Facebook ve Twitter hesabı çalındı. Buna çok üzülen Furkan Demir, depresyona girdi. Daha sonra Furkan Demir, bu durumda Çöle gitti. Orada acılar içinde ölmeyi bekledi. Sonra da cesedi bulunup, bir kuyuya atılması için can atıyordu. Ama maalesef ki öyle bişey olmadı. Bir türlü ölmeyi beceremedi işte. Her neyse, çölde yürürken bir ağaç parçasına takıldı. Onun üzerine bütün hayatını yazdı. Belki biri bulur diye aslında bir tür mektup şeklinde yazmıştı her şeyi. Sonra bunu kumun altına gömdü gerizekalı. Sonra daha da ilerlerken bir ev gördü. Eve doğru yürümeye başladı. Gidene kadar akşam oldu. Ama hala yetişememişti. Tam yaklaştım derken karşısında bir kutup ayısı çıktı. Ne yapacağını şaşırdı. Birden kılıcını çıkarıp 2 el ateş etti. Sonra Kutup ayısı havlaya havlaya öldü. Bunu gören Furkan kendini kahraman gibi hissetti. Sonra eve doğru yürümeye devam etti. O esnada karşısında bir çöl balığını gördü. Çok şaşırmıştı. Bu kadar kum bu alana nasıl da toplanmıştı?
Balığı 2 el hareketiyle şoka uğrattı, kesip yedi. Geceyi oracıkta geçirdi. Sabah olunca tekrar eve doğru yola çıkacaktı. Uyuyuverdi.
Sabah uyandığında karşısında bir deniz atı duruyordu. Fırsat bu fırsat diye düşündü. Hemen atladı ata. Dıgıt dıgıt eve doğru yol almaya başladı. Birden Atlantik okyanusunun sahiline yetişti. Deniz atı: ‘bundan sonrasına ben seni götüremem deyip gitti.’ Furkan da uçma bilmiyordu. Bu yüzden denizi yürüyerek geçmek zorundaydı. Hemen bir koşu atına atlayıp okyanusu geçti. Yine akşam olmuştu. Artık eve yetişmişti. Camdan içeriye baktı. O zamanlar elektrik olmadığı için içerideki insanlar mum ışığında televizyon izliyorlardı. Ayaktaki kadına dikkatle baktı. Bu kişi Fukara Hanım’dan başkası değildi .Bir an düşündü: ‘Nasıl olur lan!’ Sonra babasını da gördü. Babası Cahil Mehmet Efendi, hançeri aldı ver yerdeki çocuğun karnını deşti. Çocuğa da bakınca Furkan kendini gördü. ‘Aman Allahım! Neler oluyor laan!’ diye bağırdı Furkan. Sesi duyan annesi kapıyı açtı. ‘Furkan, canım oğlum. Biz de tam seni öldürüyorduk. Gel içeri’ dedi annesi. Furkan deliye döndü. Evi gördüğünden beri aklından tek geçen soruyu tekrar düşündü. ‘Sörvayvır neden Star’da yayımlanıyor?’
İçeri geçti. Annesi ona taze sıkılmış bir ayran verdi. Furkan ayranı afiyetle yedi. Bardağı da annesine uzattı. Annesi bir an deliye döndü. Fukara Hanım hiç bu kadar sinirlenmemişti. Yerde karnı deşilmiş çocuğa baktı. Hemen karnındaki hançeri alıp kediyi ikiye böldü. Sonra da rahatladığını belli eden bir tebessüm gösterdi oğluna.
Artık yatma vakti gitmişti. Cahil Mehmet Efendi, Namaza gidecekti. Sonuçta günlerden perşembertesiydi. Cahil Mehmet Efendi gitmişken Furkan da hemen kumandayı eline alıp Facebook’a girdi. Çalınmış hesabı geri gelmişti. Hemen yaşadıklarını durum olarak yazdı. Gelen yorumlar içler acısıydı: ‘senin de çok sıradan bir hayatın varmış ha’ gibisindendi hepsi de.
Furkan kendini içkiye vurdu. İçki şişesi kırıldı, her yer berbat oldu. Bir de annesi vurdu. Bu acıları taşıyamayan Furkan gecekondu tipindeki evin çatısına çıktı. Atlamaya karar verdi. 30. kattan atlamak kolay olmayacaktı. Çünkü ölmeyebilirdi. Annesi de hemen arkasından geldi. ‘Yapma oğlum etme at kendini’ dedi. Furkan sırf anne sözü dinlememek için geri döndü. Atlamaktan vaz geçiyordu ki ayağı takıldı. Aşağı doğru düşmeye başladı. 15. katın hizasına geldiğinde ‘lanet olsun, 15 kattan düştüm bir şey olmadıysa, bundan sonra da bir şey olmaz’ dedi. En sonunda yere düşebilmişti. Neyse ki bina o kadar da alçak değildi. Yoksa sakatlanamayabilirdi. Furkan ayağa kalktığında kasıklarından itibaren bacaklarının olmadığını fark etti. Mecburen bacakları olmadan tek ayak üstünde yürümek zorunda kaldı. Artık eve dönmeyecekti. Gidip büyük bir binadan atlayıp gebermeyi bekleyecekti. Ve yaptı da . New York’un en uzun gökdeleninin tepesine uçarak tırmandı. Ve kendini saldı boşluğa, bir an kendini yumuşacık bir yatakta buldu. Bu onun evindeki yatağıydı. Hemen Sağındaki telefonunu aldı. Saat 14:24 tü. Telefonun rehberine baktı. Annesi ve babası, Feride ve Adnan olarak kayıtlıydı. Yani Cahil Mehmet Efendi ve Fukara Hanım yoktu. ‘demek hepsi rüyaydı ha’ diye düşündü. Kan ter içine kalmıştı. ‘Allahım ne korkunç bir kabustu. Hiç bitmeyecek sandım’ diye geçirdi içinden. Yatağından çıktı aşağı indi. Anne ve babası işte olmalıydılar. Tabi onun da okulda. Hemen hazırlanıp kahvaltı bile yapmadan okula gitti. Kendi sırasına geçti. Arkadaşlarıyla falan konuştu ama hiç rüyadan bahsetmedi. Sonra bir an tuhaf bir koku aldı. Sağındaki sıra çiftinde oturanlar Cahil Mehmet Efendi ve Fukara Hanım’dan başkası değildi…
işte o anda Furkan titremeye başladı. Her şey yeniden mi başlıyordu? Hemen koştu yanlarına. Cahil Mehmet Efendi ve Fukara Hanım gözlerini uzağa dikmiş, sadece boş boş bakıyorlardı. Furkan’ın artık takati kalmamıştı. Mecburen sormak zorunda kaldı: ‘Kimsiniz siz, neden ben hep sizi görüyorum, burası da neresi?’ gibi sorular sordu. Fukara Hanım bir an ayağa kalktı ve ‘oğlum ne diyorsun? Burası senin evin. Ne saçmalamıyorsun’ dedi. Kötü olan şey Fukara Hanım’ın haksız olması değildi. Gerçekten de evdeydiler. Furkan’ın rüyasında gördüğü 30 katlı gecekondu tipi evden başkası da olamazdı orası zaten. Bir an paniğe kapılan Furkan ‘Allahım inşallah bu rüya değildir’ dedi. Ve duası da kabul olmamıştı. Çünkü ne yapsa ne etse bu lanet olmayası rüyadan kalkamıyordu. Anlaşılan bu bir rüya değildi. Furkan saçmaladığını düşünmedi. Aksine saçmaladığının farkına varmanın ne kadar saçma olamayacağını bir kez daha düşünerek saçmalamamanın eşiğine vurdu. Bunu gören Bekçi Veysel ‘neden saçmalamamanın eşiğine vuruyorsun! Babanın malı mı lan bu’ diye kızdı Furkan’a. Furkan da biraz utanmıştı tabi. Verecek cevap bulamadı. Bekçi Veysel ‘ya bundan sonra benim yanımda çalışırsın. Ya da seni serbest bırakırım’ dedi. Furkan serbest kalmayı göze alamazdı. Bu yüzden mecburen bekçinin yanında köpeklik yaptı. Bekçi yatarken o ise köpek gibi nöbet tutuyordu. Saçmalamamanın eşiğine vuranları bekçiye şikayet ediyordu. Aylar, günler, hatta saatler geçti. Ama yarım saattir bekçinin yanında çalışıyordu. Bekçi Veysel ‘bak evlat. Bunca sene yanımda çalıştın.’ Ben de o kadar da şerefli biri olmadığıma göre seni serbest bıraksam iyi olacak.’ Furkan yalvardı yakardı ama bekçi kararlıydı. Furkan’ı serbest bıraktı. Furkan ‘ da arkasına bakmadan oradan yavaşça koşarak yürüdü. Furkan yürürken saatine baktı. 3 sene geçmişti yola çıktığından beri. Yolda Deli Yasin ile karşılaştı. Selam verdi borçlu çıktı. Deli Yasin: ‘senin bana borcun var’ dedi. Furkan: ‘ne alakası yok. Ben seni ilk defa bile görüyorum.’ Yasin şok olmuştu. Adeta deliye döndü ve dedi ki: ‘deli kardeş ne yapalım? Bak sana dönerek konuşuyorum. Yani sana saygı gösteriyorum. Sen ise boş muhabbet yapıyorsun. Hiç mi utanmıyorsun?’ Deli cevap verdi: ‘Ulan salak ben senin sıfatınım. Ben nasıl konuşabilirim ki? Sıfatlar konuşamaz öyle değil mi?’ Yasin: ‘Haklısın sıfat kardeş. Matematik dersinde sıfatlar konusunu fazla dinlememiştim hastanede ondan oldu herhalde. Kusurumu affet ve görmezden gel.’ dedi. Sıfat: ‘Emredersiniz komutanım.’ dedi. Artık Furkan bir şey diyecek güç bulamandı kendinde. Çünkü 7 yıldır 3 öğün yemek yememişti. Artık yapacak bir şeyler gerekiyordu. Deli Yasin: ‘ Neyse bak bu sefer seni affediyorum. Borcunu erteliyorum. Al şu 10 lirayı da kendine bir sakız al, karnını doyur. Ama unutma bunu da borcun üstüne ekliyorum. Faiziyle geri alacağım.’ Furkan da kabul etti. O parayla kendine bir ev kiraladı. Sonra da pizzacıdan bir pizza sipariş etti. Çünkü ev olmadan pizza sipariş edemezdi. Bunu akıl edebilen Furkan kendiyle gurur duyuyor ve kendi sırtını sıvazlayarak pis pis sırıtıyordu. En sonunda pizza yetişti. Ama 4 dakika geç gelmişti. Furkan da : ‘pizzayı yetiştiremediniz. Bu yüzden size paranın iki katını vermem gerekiyor öyle değil mi?’ dedi pizzacıya. Pizzacı da: Hayır efendim. Yok öyle bir şey. 7 katını vermeniz gerekiyor.’ Furkan da 6 katını verdi. Pizzacı: ‘Nerede bunun yedinci katı?’ diye sordu. Furkan da: ‘6 katını verdim. 1 kat daha vermem gerekiyor. 6x1=6 olacağından 6 katını verdim.’ Pizzacı bir an gülme krizine girdi ve ‘saçmalıyorsun. 6x1=6 ile işlem bitmez. 6x1+pizzanın kendi parası+9 yaparsak şu 10 kuruş senin paran oluyor.’ Dedi. Furkan’da ‘haklı değilsin pizzacı amele seni. Ama neyse seni kıramayacağım. Ama al şu parayı, sana vereceğim adreste bir Deli Yasin var. Ona selam verdim, borçlu çıktım. Ona olan borcumu öde.’ dedi. Pizzacı da: ‘Tamam’ diyerek yola çıktı. Deli Yasin’in yanına geldi ve selam verdi borçlu çıktı. Deli Yasin:’ Sen bana borçlusun’ dedi. Pizzacı da ‘peki al bu parayı’ dedi. Deli Yasin: ‘Aferin, borcunu çabuk ödeyen kişilere verdiği paranın 9 katını veririm.’ Al bu paralar senin olsun. Bir de borcunu çabuk vermeyen bir çocuk vardı. Adı Furkan. Onu görürsen bana borcu olduğunu hatırlat.’ Pizzacı birden olayı hatırladı ve ‘Al bu da onun borcu’ dedi. Deli Yasin deliye döndü ve ‘görüyor musun? Adam nerelerden bize borcunu göndermiş. Helal olsun be.’ dedi. Ama pizzacı bir daha Furkan’ı görmedi. Furkan da aç perişan ölmeyi bekledi. Ama ölmek düşündüğü kadar da zor değildi. Bir türlü ölemiyordu. Elini cebine soktu. Telefonunu alacaktı ki eline bir el arabası geldi. Yanından geçenler ona ‘Ooo, Furkan Bey, araba almışsın. Ama keşke kendine alsaydın’ diye kendilerince ciddi bir şeyler mırıldanıyorlardı. Furkan bu duruma çok sinirlendi. Ne yapsa ne etse derken elini cebine tekrardan attı ve karşısında Fukara Hanım’ı gördü. Fukara Hanım: ‘hadi dön evine evladım’ dedi. Furkan da el arabasına binip gaza bastı. O zamanlar araba olmadığı için otobanda tek başına seyahat edebilme kabiliyetine sahip birilerini görebilme ihtimalini arttırmak amacıyla çalışabilmeye çalıştı. Furkan koşuyor, Fukara Hanım arkasında Limuziniyle takip ediyordu. Yolda bir çekmece ölmüştü. Mecburen arabayı kenara çekti ve yoldaki çekmeceyi gidip ormana gömdü. Cenaze namazını da kendi başına kıldı ve oradan gitti. Yola devam ederken karşısında bir mobilya takımının cansız bedenlerini gördü. Onların da bir bir cenaze namazlarını kıldıktan sonra yola çıktı ama Furkan’ı artık kaybetmişti. Üzüntü içinde eve geri döndü ve kocasına durumu anlattı. Kocası da ‘Sen de ama safsın ha. Ulan hiç Limuzin diye bir şey olur mu?’ diye sordu. Fukara Hanım da haklısın dedi ve oturup ağlamaya başladı. Furkan son sürat ilerlerken birden bir kamyon lastiğinin üzerine geldiğini fark edebilme ihtimalini hiçe saymak yerine onu da kendinden sayarak yanında götürmeyi daha mantıklı bulabilen birilerini arayan yeşil devi öldüren kötü yürekli insan düşmanı Fatma’yı yanına aldı. Bir an kamyon lastiği Furkan’ın kafasına çarptı. Furkan yerde baygın yatıyordu ama bilinci yerindeydi. Fatma ona kalk kalk diyordu. ‘Kalksana Furkan, okula geç kalacaksın.’ Deyince Furkan klasik rüya temasını aklına getirdi. Hemen kalktı Annesi Feride Hanıma sarıldı. Ağlamaya başladı. Bir daha uyumayacağına da yemin etti.
Hemn kalkıp aşağıya kahvaltı yapmaya gitti.Salonda sabahın köründe farklı 2 misafir vardı. Yanlarına yaklaştı ve Cahil Mehmet Efendi nin korkunç gözlerini gördü. Çayı yere döken Fukara Hanım kahkaha atıyordu.