Kaygı nevroz sahibi bireylerin etkin merkezidir. Kaygı ve korkuyu eş anlamlı olarak kullanacağım. Korku ve kaygı aslında bir tehlikeye karşı gösterilen duygusal tepkilerdir ve her ikisi de şunlara sebep olabilir: titreme, terleme, hızlı kalp atışları gibi fiziksel duyumlar gösterebilir. Ve bunlar öyle güçlü bir hale bürünür ki; ani ve yoğun bir korku, ölüme bile yol açabilir. Ama korku ve kaygı arasında bir fark vardır.
Bir köpek sahibi birey, köpeği çok ufak bir hastalık geçirmesi durumunda öleceğinden korktuğu an kaygıdan bahsederiz; ancak ciddi bir hastalığı olduğunda sahibinin verdiği tepkiye korku deriz. Bir birey sahip olduğu bilgi birikimine rağmen tartışmaya korkuyorsa bu tepkiye de kaygı deriz; bir birey depremin içinde olduğu zaman ürküyorsa, korkudan bahsederiz. Yani korku kişinin karşı karşıya gelmek zorunda kaldığı tehlikeyle orantılı bir tepkidir ama kaygı tehlikeyle orantılı olmayan; hatta hayali bir tehlikeye yönelik bir tepkidir ve nevrotik bir belirtidir. Korku durumunda tehlike açık ve nesneldir; kaygı durumunda ise gizli ve özneldir. Nevrotik bir birey için kaygının yoğunluğu, onun duruma karşı perspektifine göre bir anlam taşır ve neden bu kadar kaygılı olduğunun sebeplerini kendisi de bilmeyebilir.
Kaygı ve korkunun arasındaki ayrımın pratik iması, bir nevrotiğin duyduğu kaygı konusunda tartışma ve onu kaygıdan uzaklaştırma girişiminin faydasız olmasıdır. Nevrotiğin kaygısı gerçeklikte bulunun durumla değil, ona göre görünen durumla alakalıdır. Bu yüzden bizlere çok basit görünen bir konu onlar için ölümcül derecede korku oluşturacak bir durum olabilir. Tedavi ise belirli durumların onun için taşıdığı anlamı bulmak olabilir.
Kaygının dışavurumları çeşitlilik gösterir, yükseklik, sokaklar, festivaller gibi durum ya da faaliyetlere bağlı, kanser olma, yemek yerken boğulma, iğne yutma, arabadayken kaza yapma konusundaki endişeler gibi belirli bir içeriğe sahip olabilir. Kaygının bilincinde olmasak da bu kaygının yaşamlarımızda belirleyici bir etken olabilir ve kaygı duygusunun içerdiği belirli unsurlar birey için katlanılmaz olabilir. Bunlardan biri de çaresizliktir. Kişi çoğu durum karşısında cesur olabilir ama kaygı durumunda kişi çaresiz hisseder. Çaresiz hale gelmek gücün, üstünlüğün, her durumun hakimi olmanın ağırlıklı amaç olduğu kişiler için özellikle katlanılmazdır.
Kaygıdan kaçmanın dört yolu vardır: Mantığa uygun kılmak; inkar etmek; uyuşturmak; onu canlandırabilecek düşüncelerden, duygulardan, dürtülerden, durumlardan kaçınmaktır.
İlk yöntem -mantığa uygun kılma- kaygıyı rasyonel bir korkuya dönüştürmeye dayanır. Az önceki örnekte köpeği için kaygı duyan bir sahipten bahsettim. Sahip yaşadığı kaygıyı kabul edip etmemesinden ya da kaygısının haklı bir korku olarak yorumlayıp yorumlamamasından bağımsız olarak, aslında köpeği için endişelenir. Veteriner hekim böyle bir sahibe tepkisinin mevcut tehlikeyle orantısız olduğunu, tepkisinin kişisel etkenler içerdiğini ima ederek mantıklı bir korku olduğunu değil kaygı olduğunu anlatmayı deneyebilir ama sahip bu imayı reddedip veterineri yanıldığını söyleyip duracaktır. Doktor, bu pireyi dışarıdan kapmadı mı? Geçenlerde bir çocuğu korkutmadı mı? Gibi irrasyonel tutumların böylesine ateşli bir savunmasıyla karşılaşmamızda, savunulan tutumun birey için önemli işlevleri olduğundan emin olabiliriz. Böylelikle sahip kendisinde bazı şeyleri değiştirmek yerine sorumluluğu başka şeye atıp ona yükler ve kendi sorumluluklarıyla yüzleşmekten kaçınıp bu tutumuna nüfuz eden irrasyonel unsurları kabul etmek yerine bütünüyle mantıklı ve haklı olduğunu hissettirir kendisine ve böylelikte sorumluluklardan kaçmaya devam eder. Ancak bu anlık avantajların bedelini ödemek zorunda kalır. Buna mantığa uyarlamak denir.
Kaygıdan kaçmanın ikinci yolu: Varlığını inkar etmektir. Bu yöntemde kaygıyı inkar etmek onu bilincin dışında tutmak haricinde hiçbir şey yapmaz. Ve bunun yan etkisi şöyle yansır: titreme, terleme, hızlı kalp atışları, boğulma, ishal kusma ve zihinsel alanda yorgunlu, felce uğrama hisleri gibi korku ya da kaygının fiziksel sonuçlarıdır. Sonuçta bastırılmış bir kaygıyı, ilerleyen zamanlarda bir durum ya da koşul o kaygıyı tetikleyebilir. Aslında bu olanların hiçbir fiziksel sebebi yoktur sadece kaygıdır. Ancak korkuyu görmezden gelerek ondan kurtulma gayreti gösterildiği zaman normal düzeyde gerçekleşen şeye benzer. Örneğin ergen bir kız, özellikle hırsızlara ilişkin bir kaygıdan mustarip olmuş, bilinçli bir şekilde kaygıyı görmezden gelmeye, çatı katında tek başına uyumaya, boş evde yalnız dolaşmaya karar vermişti. Bir gece bahçede ayak seslerini duymuş ve balkona çıkmış ve "Kim var orada?" diye seslenmişti. Hırsız korkusunu yok etmekte başarılı olmuş ancak kaygısını tetikleyen etkenlerde değişen bir şey olmadığı için mevcut kaygının diğer sonuçları olduğu gibi kalmıştı. İçe dönük olmaya devam etmiş, istenmediğini hissetmiş herhangi bir işe kendini verememişti. Nevrotiklerde genelde bu tür bilinçli kararlar yoktur. Çoğu zaman süreç kendiliğinden ilerler. Fakat normalden farklılık kararın bilinçlilik derecesinde değil, elde edilen sonuçta yatar. Nevrotiğin "kendine çekidüzen vermek" suretiyle tüm elde edebileceği, hırsızlara diar korkusunu kaybeden kızda olduğu gibi, kaygının özel bir dışavurumunu kaybetmek olacaktır. Acımasızca kaygının üzerine gitme süreci, bir çok nevrozda büyük rol oynar. Örneğin bir nevrotik, saldırıya uğrama hissinin baskısı altında halihazırda bir çekingenliğin üzerine gidiş olabilir. Bazı düşmanlıklar mevcut olmakla birlikte, nevrotik kişi gerçekte hissettiği saldırganlığın dozunu büyük oranda kaçırıp, kaygısını onu çekingenliğinin üstesinden gelmeye kışkırtabilir.
Kaygıdan kaçmanın üçüncü yolu: Uyuşturmak. Kelimenin tam anlamıyla alkol ya da uyuşturucu alarak yapılabilir. Ama bunu yapmanın birçok yolu var. Bunlardan biri yalnız kalma korkusuyla sosyal etkinliklere dalmaktır; bu korku kendi başına rahatsızlık olarak algılansın ya da algılanmasın gerçek durumu değiştirmez. Kaygıyı uyuşturmanın başka yolu işe boğulmaktır. Son olarakta cinsel faaliyetler kaygıdan kurtulmaya yarayan işlev olarak görülebilir. Kompulsif mastürbasyonun kaygı tarafından tetikleniyor olabileceği uzun zamandır bilinen bir gerçektir ama aynısı tüm cinsel ilişki türleri için de doğrudur. Cinsel faaliyetler ağırlıklı olarak kaygıyı yatıştırma işlevi gördüğü kişiler, çok kısa bir süre için bile olsa hiçbir cinsel doyum şansı bulamadıklarında aşırı derecede huzursuz ve rahatsız hale gelebilir.
Kaygıdan kaçmanın son yolu ve en radikal olanı: Kaygıyı harekete geçirebilen durum, düşünce ve duygulardan kaçınmayı kapsar. Örnek olarak. Bir kişi kaygı yaşadığının ve faaliyetlerden kaçındığının da belirsiz bir biçimde farkında olabilir ya da hiç olmayabilir. Bir kişi, doktora gitme gibi kaygıyla bağlantılı meseleleri, kendi haberi olmaksızın erteleyebilir. Ya da belirli şeyleri yapmaktan kaygı duyduğu için hoşlanmıyormuş "gibi yapar" ve onları bu temelde seçim dışı bırakır. Böylelikle partilere gitmenin önemsenmeme korkularına yol açtığı bir kız, kendini sosyal buluşmaları sevmediğine inandırarak partiye gitmekten bütünüyle kaçabilir. Eğer bir adım daha ileriye gidersek, kaçınmaların kendiliğinden işlediği bir noktada ketlenme fenomeniyle karşılaşırız. Ketlenme, belirli şeyleri yapma, hissetme ya da düşünme yetersizliğine dayanır ve işlevi, kişi bunları yapmaya, hissetmeye veya düşünmeye kalkıştığında baş gösterebilecek kaygıyı engellemektedir. Örneğin okunan bir makaleyi dinleyen ve onun hakkında eleştiri yapması beklenen bir çocuğu düşünelim. Ufak bir ketlenme, eleştiriyi ifade etme konusunda bir çekingenlik olabilir; daha güçlü bir ketlenme ise onu, düşüncelerini organize etmekten alıkoyabiliyor; netice itibariyle düşünceler tartışma bittikten hemen sonra ya da ertesi sabah aklına gelebilir fakat asıl düşüncenin hiç ortaya çıkmamasına kadar ilerleyebilecek bir durumda olabilir eğer böylesini kabul edersek olacaklar şunlardır: söylenen her şeyi körü körüne kabul etme, hatta söyleneni takdir etme eğilimi gösterecektir ve herhangi bir ketlenmesi olduğunun farkında varamayacaktır. Bir diğer örnek ise. Bir adam, kadınlara yaklaşmada ciddi ketlenmelere sahip ve ketlenmiş olduğunun farkında değildi çünkü kendini kadınları kutsal olarak kabul eden ve onlara yakınlaşmanın dinince günah olduğunu kabul eden bir düşüncede görüyordu.
Elbette bu kadar kısa bir yazıdan ketlenme, nevrotik ve kaygı hakkında tam bilgi sahibi olmaya yetmez; ancak ufak bir bilginin nitelik kapsamında hiçbir kötü etkeni de olmaz. Yazıda anlamadığınız bir satır varsa sorabilirsiniz.
Bir köpek sahibi birey, köpeği çok ufak bir hastalık geçirmesi durumunda öleceğinden korktuğu an kaygıdan bahsederiz; ancak ciddi bir hastalığı olduğunda sahibinin verdiği tepkiye korku deriz. Bir birey sahip olduğu bilgi birikimine rağmen tartışmaya korkuyorsa bu tepkiye de kaygı deriz; bir birey depremin içinde olduğu zaman ürküyorsa, korkudan bahsederiz. Yani korku kişinin karşı karşıya gelmek zorunda kaldığı tehlikeyle orantılı bir tepkidir ama kaygı tehlikeyle orantılı olmayan; hatta hayali bir tehlikeye yönelik bir tepkidir ve nevrotik bir belirtidir. Korku durumunda tehlike açık ve nesneldir; kaygı durumunda ise gizli ve özneldir. Nevrotik bir birey için kaygının yoğunluğu, onun duruma karşı perspektifine göre bir anlam taşır ve neden bu kadar kaygılı olduğunun sebeplerini kendisi de bilmeyebilir.
Kaygı ve korkunun arasındaki ayrımın pratik iması, bir nevrotiğin duyduğu kaygı konusunda tartışma ve onu kaygıdan uzaklaştırma girişiminin faydasız olmasıdır. Nevrotiğin kaygısı gerçeklikte bulunun durumla değil, ona göre görünen durumla alakalıdır. Bu yüzden bizlere çok basit görünen bir konu onlar için ölümcül derecede korku oluşturacak bir durum olabilir. Tedavi ise belirli durumların onun için taşıdığı anlamı bulmak olabilir.
Kaygının dışavurumları çeşitlilik gösterir, yükseklik, sokaklar, festivaller gibi durum ya da faaliyetlere bağlı, kanser olma, yemek yerken boğulma, iğne yutma, arabadayken kaza yapma konusundaki endişeler gibi belirli bir içeriğe sahip olabilir. Kaygının bilincinde olmasak da bu kaygının yaşamlarımızda belirleyici bir etken olabilir ve kaygı duygusunun içerdiği belirli unsurlar birey için katlanılmaz olabilir. Bunlardan biri de çaresizliktir. Kişi çoğu durum karşısında cesur olabilir ama kaygı durumunda kişi çaresiz hisseder. Çaresiz hale gelmek gücün, üstünlüğün, her durumun hakimi olmanın ağırlıklı amaç olduğu kişiler için özellikle katlanılmazdır.
Kaygıdan kaçmanın dört yolu vardır: Mantığa uygun kılmak; inkar etmek; uyuşturmak; onu canlandırabilecek düşüncelerden, duygulardan, dürtülerden, durumlardan kaçınmaktır.
İlk yöntem -mantığa uygun kılma- kaygıyı rasyonel bir korkuya dönüştürmeye dayanır. Az önceki örnekte köpeği için kaygı duyan bir sahipten bahsettim. Sahip yaşadığı kaygıyı kabul edip etmemesinden ya da kaygısının haklı bir korku olarak yorumlayıp yorumlamamasından bağımsız olarak, aslında köpeği için endişelenir. Veteriner hekim böyle bir sahibe tepkisinin mevcut tehlikeyle orantısız olduğunu, tepkisinin kişisel etkenler içerdiğini ima ederek mantıklı bir korku olduğunu değil kaygı olduğunu anlatmayı deneyebilir ama sahip bu imayı reddedip veterineri yanıldığını söyleyip duracaktır. Doktor, bu pireyi dışarıdan kapmadı mı? Geçenlerde bir çocuğu korkutmadı mı? Gibi irrasyonel tutumların böylesine ateşli bir savunmasıyla karşılaşmamızda, savunulan tutumun birey için önemli işlevleri olduğundan emin olabiliriz. Böylelikle sahip kendisinde bazı şeyleri değiştirmek yerine sorumluluğu başka şeye atıp ona yükler ve kendi sorumluluklarıyla yüzleşmekten kaçınıp bu tutumuna nüfuz eden irrasyonel unsurları kabul etmek yerine bütünüyle mantıklı ve haklı olduğunu hissettirir kendisine ve böylelikte sorumluluklardan kaçmaya devam eder. Ancak bu anlık avantajların bedelini ödemek zorunda kalır. Buna mantığa uyarlamak denir.
Kaygıdan kaçmanın ikinci yolu: Varlığını inkar etmektir. Bu yöntemde kaygıyı inkar etmek onu bilincin dışında tutmak haricinde hiçbir şey yapmaz. Ve bunun yan etkisi şöyle yansır: titreme, terleme, hızlı kalp atışları, boğulma, ishal kusma ve zihinsel alanda yorgunlu, felce uğrama hisleri gibi korku ya da kaygının fiziksel sonuçlarıdır. Sonuçta bastırılmış bir kaygıyı, ilerleyen zamanlarda bir durum ya da koşul o kaygıyı tetikleyebilir. Aslında bu olanların hiçbir fiziksel sebebi yoktur sadece kaygıdır. Ancak korkuyu görmezden gelerek ondan kurtulma gayreti gösterildiği zaman normal düzeyde gerçekleşen şeye benzer. Örneğin ergen bir kız, özellikle hırsızlara ilişkin bir kaygıdan mustarip olmuş, bilinçli bir şekilde kaygıyı görmezden gelmeye, çatı katında tek başına uyumaya, boş evde yalnız dolaşmaya karar vermişti. Bir gece bahçede ayak seslerini duymuş ve balkona çıkmış ve "Kim var orada?" diye seslenmişti. Hırsız korkusunu yok etmekte başarılı olmuş ancak kaygısını tetikleyen etkenlerde değişen bir şey olmadığı için mevcut kaygının diğer sonuçları olduğu gibi kalmıştı. İçe dönük olmaya devam etmiş, istenmediğini hissetmiş herhangi bir işe kendini verememişti. Nevrotiklerde genelde bu tür bilinçli kararlar yoktur. Çoğu zaman süreç kendiliğinden ilerler. Fakat normalden farklılık kararın bilinçlilik derecesinde değil, elde edilen sonuçta yatar. Nevrotiğin "kendine çekidüzen vermek" suretiyle tüm elde edebileceği, hırsızlara diar korkusunu kaybeden kızda olduğu gibi, kaygının özel bir dışavurumunu kaybetmek olacaktır. Acımasızca kaygının üzerine gitme süreci, bir çok nevrozda büyük rol oynar. Örneğin bir nevrotik, saldırıya uğrama hissinin baskısı altında halihazırda bir çekingenliğin üzerine gidiş olabilir. Bazı düşmanlıklar mevcut olmakla birlikte, nevrotik kişi gerçekte hissettiği saldırganlığın dozunu büyük oranda kaçırıp, kaygısını onu çekingenliğinin üstesinden gelmeye kışkırtabilir.
Kaygıdan kaçmanın üçüncü yolu: Uyuşturmak. Kelimenin tam anlamıyla alkol ya da uyuşturucu alarak yapılabilir. Ama bunu yapmanın birçok yolu var. Bunlardan biri yalnız kalma korkusuyla sosyal etkinliklere dalmaktır; bu korku kendi başına rahatsızlık olarak algılansın ya da algılanmasın gerçek durumu değiştirmez. Kaygıyı uyuşturmanın başka yolu işe boğulmaktır. Son olarakta cinsel faaliyetler kaygıdan kurtulmaya yarayan işlev olarak görülebilir. Kompulsif mastürbasyonun kaygı tarafından tetikleniyor olabileceği uzun zamandır bilinen bir gerçektir ama aynısı tüm cinsel ilişki türleri için de doğrudur. Cinsel faaliyetler ağırlıklı olarak kaygıyı yatıştırma işlevi gördüğü kişiler, çok kısa bir süre için bile olsa hiçbir cinsel doyum şansı bulamadıklarında aşırı derecede huzursuz ve rahatsız hale gelebilir.
Kaygıdan kaçmanın son yolu ve en radikal olanı: Kaygıyı harekete geçirebilen durum, düşünce ve duygulardan kaçınmayı kapsar. Örnek olarak. Bir kişi kaygı yaşadığının ve faaliyetlerden kaçındığının da belirsiz bir biçimde farkında olabilir ya da hiç olmayabilir. Bir kişi, doktora gitme gibi kaygıyla bağlantılı meseleleri, kendi haberi olmaksızın erteleyebilir. Ya da belirli şeyleri yapmaktan kaygı duyduğu için hoşlanmıyormuş "gibi yapar" ve onları bu temelde seçim dışı bırakır. Böylelikle partilere gitmenin önemsenmeme korkularına yol açtığı bir kız, kendini sosyal buluşmaları sevmediğine inandırarak partiye gitmekten bütünüyle kaçabilir. Eğer bir adım daha ileriye gidersek, kaçınmaların kendiliğinden işlediği bir noktada ketlenme fenomeniyle karşılaşırız. Ketlenme, belirli şeyleri yapma, hissetme ya da düşünme yetersizliğine dayanır ve işlevi, kişi bunları yapmaya, hissetmeye veya düşünmeye kalkıştığında baş gösterebilecek kaygıyı engellemektedir. Örneğin okunan bir makaleyi dinleyen ve onun hakkında eleştiri yapması beklenen bir çocuğu düşünelim. Ufak bir ketlenme, eleştiriyi ifade etme konusunda bir çekingenlik olabilir; daha güçlü bir ketlenme ise onu, düşüncelerini organize etmekten alıkoyabiliyor; netice itibariyle düşünceler tartışma bittikten hemen sonra ya da ertesi sabah aklına gelebilir fakat asıl düşüncenin hiç ortaya çıkmamasına kadar ilerleyebilecek bir durumda olabilir eğer böylesini kabul edersek olacaklar şunlardır: söylenen her şeyi körü körüne kabul etme, hatta söyleneni takdir etme eğilimi gösterecektir ve herhangi bir ketlenmesi olduğunun farkında varamayacaktır. Bir diğer örnek ise. Bir adam, kadınlara yaklaşmada ciddi ketlenmelere sahip ve ketlenmiş olduğunun farkında değildi çünkü kendini kadınları kutsal olarak kabul eden ve onlara yakınlaşmanın dinince günah olduğunu kabul eden bir düşüncede görüyordu.
Elbette bu kadar kısa bir yazıdan ketlenme, nevrotik ve kaygı hakkında tam bilgi sahibi olmaya yetmez; ancak ufak bir bilginin nitelik kapsamında hiçbir kötü etkeni de olmaz. Yazıda anlamadığınız bir satır varsa sorabilirsiniz.
Son düzenleme: