27 bin yıl önce
Mavi gezegenin yüzey şekilleri günümüz haritalarından biraz farklı...
Türünün ilk üyelerinden olan modern insan mızrak, ok ve yay ile afrika savanalarında avcılık ve toplayıcılık ile yaşan bir türdür.
Bir öğlen vakti magralardaki ve dışardaki tüm insanların zihninde aynı ses yankılandı... Browelience!
Browelience Wanalawsky...!
Asclow gömülmüş olduğu çamurdan elinde mızrağı ile yavaş yavaş doğruldu, ses herkes gibi onu da etkilemişti şüphesiz. Sesin ürpertisini içinde, tüm organlarında hissediliyordu. Gözü uzaktaki avına ilişti donakalmış olan hayvanı görünce korkusu katlanarak çoğaldı. Sesin yarattığı merak korku ve endişe tüm bedeninde huzursuzluk yaratıyor tüm hücreleri hata veriyordu. İlk kez böylesine endişeli huzursuz hissediyordu.
Asclow mantıklı ve zeki bir adamdı yetişkinlik döneminden başlayarak soru işaretlerine yenileri ekleyip, çevresini sürekli olarak gözlemler mantığının yettiği ölçüde anlamlaştırmaya çalışırdı. Sesin etkisini anlamlaştıramıyor tıpkı geceleri derin gökyüzünde hissettiği ince ürpertileri yoğun bir şekilde yaşıyordu.
Etkileri bastırmak ve titreyen ellerini sakinleştirmek uzun sürdü. Kendine geldiğinde çamurdan ok gibi fırladı süratle İmne'sine ve bir yaşındaki kızı Asya'ya koşuyordu. Kabilesinin yaşadığı dikit kayalık vadisine yaklaştığı esnada yerde hareketsiz yatan birkaç kabile sakinine rastladı korkusu yeniden nüksetmişti korku ile bir adımını diğerinin önüne hızla atmaya devam etti koşarken aklından geçen tek düşünce ailesini bıraktığı gibi bulmaktı.
İmne diye seslendi... İmne gözleri kızarmış bir şekilde kafasını ağır ağır kaldırdı. Asya kollarında hareketsiz bir şekilde duruyordu. Hışımla dizlerinin üzerine İmne'nin yanına çöktü, Asya'sını kollarına aldı nefes yoktu! Hareket yoktu! Kulağına ilişen feryat çığlıklarını duydu kabilesinde iki çocuk dört yetişkin ve Asya ile beraber yedi bebek can vermişti.
Günün Batmasına bir saatten az bir süre kalmıştı Asya bebek ile beraber on üç beden kütüklerin ve çalıların arasına yatırıldı Ateşin etrafında toplanmış altmış kişilik dikit kayalık kabilesine yas hakimdi kimse konuşmuyordu İçten içe sesin kaynağına nefret duyuluyordu.
Asclow, İmne'nin yanından doğruldu ateşin etrafında bir tur attı. Kabilesine döndü ''bu ses onun işareti! Bizim kim olduğumuzu hatırlamamız için gönderildi bu ses! Bizi o yarattı yaratılanı geri almak onun kontrolündeydi'' diye sözlerine eklerken, İmne Tüm nefreti ile ayağa kalktı bu olanlardan, bu ölümlerden güzel bir sonuç, kendi düşüncelerine bir haklılık mı çıkarmaya çalışıyorsun diye bağırırken kabilesinin de desteğini arkasına alıp Asclow'un üzerine yürüdü.
Asclow uzun süredir düşünüyordu gece gökyüzünde parıldayan taneciklerde kendini. Avı ne kadar uzak olursa o kadar küçüldüğünün farkında, bu küçük parıltılarında ne kadar büyük olabileceğini hayal ediyordu. Bu hayal gücü Asclow'un hem laneti hem mükafatı olacaktı.
Kaçmaya çalışan avın yaşamak için kaçmasındaki içgüdüsel hisleri uzun süre önce fark etmişti. Güneşin doğması ve batmasını, bir yere ilerlemeye, gitmeye çalışan bir canlı ve bu büyük canlının belirli döneminde var olmuş küçük canlılardan olduğunu düşünüyordu. Kendi saçında sıcak dönemlerde ortaya çıkan minik canlıları temizlerken hissetmişti bunu.
İmne o gece gözlerini gökyüzüne dikmiş bir şekilde mağaranın girişindeki geniş kayanın üzerinde gün ağarıncaya dek oturdu. Asclow la hiç konuşmadı! Tan yeri karanlığında yola koyuldu güneşin battığı istikamete bir saat kadar yürüdü içindeki öfkeyi bastıramıyor Asclow'dan hıncını çıkaramıyordu onu cezalandırmak için Asya'sı gibi yok olması gerektiğini hissetti içinde. Kendini boşluktan aşağıya bıraktı. Jabirow kanyonundan düşerken zihninde iki ihanet daha belirdi ayarlayış onun da karmasına işlenmişti. Ayarlayış Çalışmaya başlamıştı.
Mavi gezegenin yüzey şekilleri günümüz haritalarından biraz farklı...
Türünün ilk üyelerinden olan modern insan mızrak, ok ve yay ile afrika savanalarında avcılık ve toplayıcılık ile yaşan bir türdür.
Bir öğlen vakti magralardaki ve dışardaki tüm insanların zihninde aynı ses yankılandı... Browelience!
Browelience Wanalawsky...!
Asclow gömülmüş olduğu çamurdan elinde mızrağı ile yavaş yavaş doğruldu, ses herkes gibi onu da etkilemişti şüphesiz. Sesin ürpertisini içinde, tüm organlarında hissediliyordu. Gözü uzaktaki avına ilişti donakalmış olan hayvanı görünce korkusu katlanarak çoğaldı. Sesin yarattığı merak korku ve endişe tüm bedeninde huzursuzluk yaratıyor tüm hücreleri hata veriyordu. İlk kez böylesine endişeli huzursuz hissediyordu.
Asclow mantıklı ve zeki bir adamdı yetişkinlik döneminden başlayarak soru işaretlerine yenileri ekleyip, çevresini sürekli olarak gözlemler mantığının yettiği ölçüde anlamlaştırmaya çalışırdı. Sesin etkisini anlamlaştıramıyor tıpkı geceleri derin gökyüzünde hissettiği ince ürpertileri yoğun bir şekilde yaşıyordu.
Etkileri bastırmak ve titreyen ellerini sakinleştirmek uzun sürdü. Kendine geldiğinde çamurdan ok gibi fırladı süratle İmne'sine ve bir yaşındaki kızı Asya'ya koşuyordu. Kabilesinin yaşadığı dikit kayalık vadisine yaklaştığı esnada yerde hareketsiz yatan birkaç kabile sakinine rastladı korkusu yeniden nüksetmişti korku ile bir adımını diğerinin önüne hızla atmaya devam etti koşarken aklından geçen tek düşünce ailesini bıraktığı gibi bulmaktı.
İmne diye seslendi... İmne gözleri kızarmış bir şekilde kafasını ağır ağır kaldırdı. Asya kollarında hareketsiz bir şekilde duruyordu. Hışımla dizlerinin üzerine İmne'nin yanına çöktü, Asya'sını kollarına aldı nefes yoktu! Hareket yoktu! Kulağına ilişen feryat çığlıklarını duydu kabilesinde iki çocuk dört yetişkin ve Asya ile beraber yedi bebek can vermişti.
Günün Batmasına bir saatten az bir süre kalmıştı Asya bebek ile beraber on üç beden kütüklerin ve çalıların arasına yatırıldı Ateşin etrafında toplanmış altmış kişilik dikit kayalık kabilesine yas hakimdi kimse konuşmuyordu İçten içe sesin kaynağına nefret duyuluyordu.
Asclow, İmne'nin yanından doğruldu ateşin etrafında bir tur attı. Kabilesine döndü ''bu ses onun işareti! Bizim kim olduğumuzu hatırlamamız için gönderildi bu ses! Bizi o yarattı yaratılanı geri almak onun kontrolündeydi'' diye sözlerine eklerken, İmne Tüm nefreti ile ayağa kalktı bu olanlardan, bu ölümlerden güzel bir sonuç, kendi düşüncelerine bir haklılık mı çıkarmaya çalışıyorsun diye bağırırken kabilesinin de desteğini arkasına alıp Asclow'un üzerine yürüdü.
Asclow uzun süredir düşünüyordu gece gökyüzünde parıldayan taneciklerde kendini. Avı ne kadar uzak olursa o kadar küçüldüğünün farkında, bu küçük parıltılarında ne kadar büyük olabileceğini hayal ediyordu. Bu hayal gücü Asclow'un hem laneti hem mükafatı olacaktı.
Kaçmaya çalışan avın yaşamak için kaçmasındaki içgüdüsel hisleri uzun süre önce fark etmişti. Güneşin doğması ve batmasını, bir yere ilerlemeye, gitmeye çalışan bir canlı ve bu büyük canlının belirli döneminde var olmuş küçük canlılardan olduğunu düşünüyordu. Kendi saçında sıcak dönemlerde ortaya çıkan minik canlıları temizlerken hissetmişti bunu.
İmne o gece gözlerini gökyüzüne dikmiş bir şekilde mağaranın girişindeki geniş kayanın üzerinde gün ağarıncaya dek oturdu. Asclow la hiç konuşmadı! Tan yeri karanlığında yola koyuldu güneşin battığı istikamete bir saat kadar yürüdü içindeki öfkeyi bastıramıyor Asclow'dan hıncını çıkaramıyordu onu cezalandırmak için Asya'sı gibi yok olması gerektiğini hissetti içinde. Kendini boşluktan aşağıya bıraktı. Jabirow kanyonundan düşerken zihninde iki ihanet daha belirdi ayarlayış onun da karmasına işlenmişti. Ayarlayış Çalışmaya başlamıştı.