Yalancılığının sonuçları göstermemişti Adam’a yalanın kötü bir davranış olduğunu. ‘‘M’’nin yalancılığının açtığı yara öğretmişti yalanın derinlemesine parçalaya bileceğini! Kırılmış ve üzülmüştü bir kere acıyı iliklerinde bu kadar şiddetli hissetmek, kendisine sözler vermesine neden olmuştu. Yalan artık hayatının hiç bir noktasında olmayacaktı. Bu kadar üzülen Adam üzmeyecekti artık. En azından yalanlarıyla, üzülmeyi bile isteye kırılmayı örselenmeyi hak eden insanlar elbette vardı. Omurgasız mantıksız varlıklar ellerini o kadar aşağılık bir biçimde açık oynuyorlar ki her sinsiliklerini ve bencilliklerini anlıyorsun da yaptıkları karşısında harekete geçemediğiniz için tıpkı çıngıraklı yılan örneğindeki duyguları hissediyorsun ama gene de sesini çıkaramıyoruz mantıksız insanlar!
Doğa üstü bir yetenekti Adam’da gelişen algılama yetisi. Adam bataklığında kapmıştı bu hastalığı. Zihninin duvarları yıkılmıştı. Bu durum kendi davranışlarını da etkiliyordu. Her durum için içinde uzun münazaralar yapıyor, vermesi gereken tepkilerde doğru tepkiyi hesaplarken dışarıdan ahmak yaftası yapıştırılıyordu. Bunun önüne geçebilmek için kontrolünü kaybettiğ tepkiler verdiğinde ise bataklığına çekiliyor kendini uzun süre lime lime ediyordu. Kontrol u kaybettiren etkeni günlerce haftalarca inceliyordu.
‘‘M’’nin mirasıydı derinlemesine irdeleme hastalığı. Onun yalanlarını bulma isteğinden geliştirdi bu düşünce yapısını. Bir süre sonra büyük sorulara yönlendirdi düşüncelerini En büyük soru şüphesiz var oluştu.
Jarnem bir gece sordu. Bu acı seni buraya getirdi. Peki var oluş hakkında ne biliyorsun ki?
Adam Sigaradan sertleşmiş ses tellerinin azizliğinde kalın sesiyle cevap verdi; Hiçliğin kaynağıydı derin iplik, içine çökmüştü varlık perdesini yırtıp aurasını emerek yoğun kütlesi üzerine çökmüştü. Belli aralıklarla eğilip bükülen iplik içindekileri kusmak istiyordu. Yırtılma evresinin başlaması yüz milyarlarca yıl sürecekti.
Jarnem Adam’ın cümlesini yarıda kesti. Bu durumda ya ben sendeyim ya sen bende ikisi de aynı şey bunun hiç bir önemi yok belki diye eklediği esnada Adam’ın zihninde fırtınalar koparmıştı. Aynı fırtınalı düşünceler bombardımanına Jarnem da maruz kalıyordu. Üzgünüm diye ekledi Jarnem bu zor bir durum kelimelerimiz bu konunun kelimeleri değil. Frıedrich’ın ‘‘Bu ağız bu kulakların ağızı değil’’ cümlesi gibiydi. Ancak bazı konuları anlatmak için kelimeler yetersiz kalıyor. Zihnin derinliklerindeki bilgileri kelimelere dökmek hiç kolay değil.
Ancak var oluş bundan daha karmaşık diye ekledi Jarnem. Biz var oluşu incelemeye devam etmeliyiz diye ekledi Adam. Ve zihninin kapaklarını tekrar açtı. İpliksinin yırtılma evresinin başlamasının son dönemleriydi. Kütlesi ipliksiden düşük, hiçlikten ağır olan bir enerji akışının başlamasının zamanıydı...
Döngü...
Browelinece Diye bağırdı Jarnem yaşadığımız dağın ismi! Bu dağ senin zihninde sen bu dağın eteklerindesin diye ekledi sözlerine bundan sonra hiç bir inanç hiç bir düşünce hiç bir bilgi eski gerçekliğimiz deki ile aynı olmayacak. Burası macro bir evren, burası micro bir evren, sen buranın üzerinde kütleleştin, Burası tek değil ben tek değilim sen yalnız değilsin ancak bilgi derinlerde... bilgi yükseklerde bilgi gizli tutulmuş aşılamaz duvarlar ardında...
27 bin yıl önce
Mavi gezegenin yüzey şekilleri günümüz haritalarından biraz farklı...
Türünün ilk üyelerinden olan modern insan mızrak, ok ve yay ile Afrika savanalarında avcılık ve toplayıcılık ile yaşan bir türdür.
Bir öğlen vakti mağaralardaki ve dışardaki tüm insanların zihninde aynı ses yankılandı... Browelience!
Browelience Wanalawsky...!
Asclow gömülmüş olduğu çamurdan elinde mızrağı ile yavaş yavaş doğruldu, ses herkes gibi onu da etkilemişti şüphesiz. Sesin ürpertisini içinde, tüm organlarında hissediliyordu. Gözü uzaktaki avına ilişti donakalmış olan hayvanı görünce korkusu katlanarak çoğaldı. Sesin yarattığı merak korku ve endişe tüm bedeninde huzursuzluk yaratıyor tüm hücreleri hata veriyordu. İlk kez böylesine endişeli huzursuz hissediyordu.
Asclow mantıklı ve zeki bir adamdı yetişkinlik döneminden başlayarak soru işaretlerine yenileri ekleyip, çevresini sürekli olarak gözlemler mantığının yettiği ölçüde anlamlaştırmaya çalışırdı. Sesin etkisini anlamlaştıramıyor tıpkı geceleri derin gökyüzünü izlerken hissettiği ince ürpertileri yoğun bir şekilde yaşıyordu.
Etkileri bastırmak ve titreyen ellerini sakinleştirmek uzun sürdü. Kendine geldiğinde çamurdan ok gibi fırladı süratle İmne'sine ve bir yaşındaki kızı Asya'ya koşuyordu. Kabilesinin yaşadığı dikit kayalık vadisine yaklaştığı esnada yerde hareketsiz yatan birkaç kabile sakinine rastladı korkusu yeniden nüksetmişti korku ile bir adımını diğerinin önüne hızla atmaya devam etti koşarken aklından geçen tek düşünce ailesini bıraktığı gibi bulmaktı.
İmne diye seslendi... İmne gözleri kızarmış bir şekilde kafasını ağır ağır kaldırdı. Asya kollarında hareketsiz bir şekilde duruyordu. Hışımla dizlerinin üzerine İmne'nin yanına çöktü, Asya'sını kollarına aldı nefes yoktu! Hareket yoktu! Kulağına ilişen feryat çığlıklarını duydu kabilesinde iki çocuk dört yetişkin ve Asya ile beraber yedi bebek can vermişti.
Günün Batmasına bir saatten az bir süre kalmıştı Asya bebek ile beraber on üç beden kütüklerin ve çalıların arasına yatırıldı Ateşin etrafında toplanmış altmış kişilik dikit kayalık kabilesine yas hakimdi kimse konuşmuyordu İçten içe sesin kaynağına nefret duyuluyordu.
Asclow, İmne'nin yanından doğruldu ateşin etrafında bir tur attı. Kabilesine döndü ''bu ses onun işareti! Bizim kim olduğumuzu hatırlamamız için gönderildi bu ses! Bizi o yarattı yaratılanı geri almak onun kontrolündeydi'' diye sözlerine eklerken, İmne Tüm nefreti ile ayağa kalktı bu olanlardan, bu ölümlerden güzel bir sonuç, kendi düşüncelerine bir haklılık mı çıkarmaya çalışıyorsun diye bağırırken kabilesinin de desteğini arkasına alıp Asclow'un üzerine yürüdü.
Asclow uzun süredir düşünüyordu gece gökyüzünde parıldayan taneciklerde kendini. Avı ne kadar uzak olursa o kadar küçüldüğünün farkında, bu küçük parıltılarında ne kadar büyük olabileceğini hayal ediyordu. Bu hayal gücü Asclow'un hem laneti hem mükafatı olacaktı.
Kaçmaya çalışan avın yaşamak için kaçmasındaki içgüdüsel hisleri uzun süre önce fark etmişti. Güneşin doğması ve batmasını, bir yere ilerlemeye, gitmeye çalışan bir canlı ve bu büyük canlının belirli döneminde var olmuş küçük canlılardan olduğunu düşünüyordu. Kendi saçında sıcak dönemlerde ortaya çıkan minik canlıları temizlerken hissetmişti bunu.
İmne o gece gözlerini gökyüzüne dikmiş bir şekilde mağaranın girişindeki geniş kayanın üzerinde gün ağarıncaya dek oturdu. Asclow la hiç konuşmadı! Tan yeri karanlığında yola koyuldu güneşin battığı istikamete bir saat kadar yürüdü içindeki öfkeyi bastıramıyor Asclow'dan hıncını çıkaramıyordu onu cezalandırmak için Asya'sı gibi yok olması gerektiğini hissetti içinde. Kendini boşluktan aşağıya bıraktı. Jabirow kanyonundan düşerken zihninde iki ihanet daha belirdi ayarlayış onun da karmasına işlenmişti. Ayarlayış Çalışmaya başlamıştı...
Jarnem 2087
Devamı 10/08/22
Doğa üstü bir yetenekti Adam’da gelişen algılama yetisi. Adam bataklığında kapmıştı bu hastalığı. Zihninin duvarları yıkılmıştı. Bu durum kendi davranışlarını da etkiliyordu. Her durum için içinde uzun münazaralar yapıyor, vermesi gereken tepkilerde doğru tepkiyi hesaplarken dışarıdan ahmak yaftası yapıştırılıyordu. Bunun önüne geçebilmek için kontrolünü kaybettiğ tepkiler verdiğinde ise bataklığına çekiliyor kendini uzun süre lime lime ediyordu. Kontrol u kaybettiren etkeni günlerce haftalarca inceliyordu.
‘‘M’’nin mirasıydı derinlemesine irdeleme hastalığı. Onun yalanlarını bulma isteğinden geliştirdi bu düşünce yapısını. Bir süre sonra büyük sorulara yönlendirdi düşüncelerini En büyük soru şüphesiz var oluştu.
Jarnem bir gece sordu. Bu acı seni buraya getirdi. Peki var oluş hakkında ne biliyorsun ki?
Adam Sigaradan sertleşmiş ses tellerinin azizliğinde kalın sesiyle cevap verdi; Hiçliğin kaynağıydı derin iplik, içine çökmüştü varlık perdesini yırtıp aurasını emerek yoğun kütlesi üzerine çökmüştü. Belli aralıklarla eğilip bükülen iplik içindekileri kusmak istiyordu. Yırtılma evresinin başlaması yüz milyarlarca yıl sürecekti.
Jarnem Adam’ın cümlesini yarıda kesti. Bu durumda ya ben sendeyim ya sen bende ikisi de aynı şey bunun hiç bir önemi yok belki diye eklediği esnada Adam’ın zihninde fırtınalar koparmıştı. Aynı fırtınalı düşünceler bombardımanına Jarnem da maruz kalıyordu. Üzgünüm diye ekledi Jarnem bu zor bir durum kelimelerimiz bu konunun kelimeleri değil. Frıedrich’ın ‘‘Bu ağız bu kulakların ağızı değil’’ cümlesi gibiydi. Ancak bazı konuları anlatmak için kelimeler yetersiz kalıyor. Zihnin derinliklerindeki bilgileri kelimelere dökmek hiç kolay değil.
Ancak var oluş bundan daha karmaşık diye ekledi Jarnem. Biz var oluşu incelemeye devam etmeliyiz diye ekledi Adam. Ve zihninin kapaklarını tekrar açtı. İpliksinin yırtılma evresinin başlamasının son dönemleriydi. Kütlesi ipliksiden düşük, hiçlikten ağır olan bir enerji akışının başlamasının zamanıydı...
Döngü...
Browelinece Diye bağırdı Jarnem yaşadığımız dağın ismi! Bu dağ senin zihninde sen bu dağın eteklerindesin diye ekledi sözlerine bundan sonra hiç bir inanç hiç bir düşünce hiç bir bilgi eski gerçekliğimiz deki ile aynı olmayacak. Burası macro bir evren, burası micro bir evren, sen buranın üzerinde kütleleştin, Burası tek değil ben tek değilim sen yalnız değilsin ancak bilgi derinlerde... bilgi yükseklerde bilgi gizli tutulmuş aşılamaz duvarlar ardında...
27 bin yıl önce
Mavi gezegenin yüzey şekilleri günümüz haritalarından biraz farklı...
Türünün ilk üyelerinden olan modern insan mızrak, ok ve yay ile Afrika savanalarında avcılık ve toplayıcılık ile yaşan bir türdür.
Bir öğlen vakti mağaralardaki ve dışardaki tüm insanların zihninde aynı ses yankılandı... Browelience!
Browelience Wanalawsky...!
Asclow gömülmüş olduğu çamurdan elinde mızrağı ile yavaş yavaş doğruldu, ses herkes gibi onu da etkilemişti şüphesiz. Sesin ürpertisini içinde, tüm organlarında hissediliyordu. Gözü uzaktaki avına ilişti donakalmış olan hayvanı görünce korkusu katlanarak çoğaldı. Sesin yarattığı merak korku ve endişe tüm bedeninde huzursuzluk yaratıyor tüm hücreleri hata veriyordu. İlk kez böylesine endişeli huzursuz hissediyordu.
Asclow mantıklı ve zeki bir adamdı yetişkinlik döneminden başlayarak soru işaretlerine yenileri ekleyip, çevresini sürekli olarak gözlemler mantığının yettiği ölçüde anlamlaştırmaya çalışırdı. Sesin etkisini anlamlaştıramıyor tıpkı geceleri derin gökyüzünü izlerken hissettiği ince ürpertileri yoğun bir şekilde yaşıyordu.
Etkileri bastırmak ve titreyen ellerini sakinleştirmek uzun sürdü. Kendine geldiğinde çamurdan ok gibi fırladı süratle İmne'sine ve bir yaşındaki kızı Asya'ya koşuyordu. Kabilesinin yaşadığı dikit kayalık vadisine yaklaştığı esnada yerde hareketsiz yatan birkaç kabile sakinine rastladı korkusu yeniden nüksetmişti korku ile bir adımını diğerinin önüne hızla atmaya devam etti koşarken aklından geçen tek düşünce ailesini bıraktığı gibi bulmaktı.
İmne diye seslendi... İmne gözleri kızarmış bir şekilde kafasını ağır ağır kaldırdı. Asya kollarında hareketsiz bir şekilde duruyordu. Hışımla dizlerinin üzerine İmne'nin yanına çöktü, Asya'sını kollarına aldı nefes yoktu! Hareket yoktu! Kulağına ilişen feryat çığlıklarını duydu kabilesinde iki çocuk dört yetişkin ve Asya ile beraber yedi bebek can vermişti.
Günün Batmasına bir saatten az bir süre kalmıştı Asya bebek ile beraber on üç beden kütüklerin ve çalıların arasına yatırıldı Ateşin etrafında toplanmış altmış kişilik dikit kayalık kabilesine yas hakimdi kimse konuşmuyordu İçten içe sesin kaynağına nefret duyuluyordu.
Asclow, İmne'nin yanından doğruldu ateşin etrafında bir tur attı. Kabilesine döndü ''bu ses onun işareti! Bizim kim olduğumuzu hatırlamamız için gönderildi bu ses! Bizi o yarattı yaratılanı geri almak onun kontrolündeydi'' diye sözlerine eklerken, İmne Tüm nefreti ile ayağa kalktı bu olanlardan, bu ölümlerden güzel bir sonuç, kendi düşüncelerine bir haklılık mı çıkarmaya çalışıyorsun diye bağırırken kabilesinin de desteğini arkasına alıp Asclow'un üzerine yürüdü.
Asclow uzun süredir düşünüyordu gece gökyüzünde parıldayan taneciklerde kendini. Avı ne kadar uzak olursa o kadar küçüldüğünün farkında, bu küçük parıltılarında ne kadar büyük olabileceğini hayal ediyordu. Bu hayal gücü Asclow'un hem laneti hem mükafatı olacaktı.
Kaçmaya çalışan avın yaşamak için kaçmasındaki içgüdüsel hisleri uzun süre önce fark etmişti. Güneşin doğması ve batmasını, bir yere ilerlemeye, gitmeye çalışan bir canlı ve bu büyük canlının belirli döneminde var olmuş küçük canlılardan olduğunu düşünüyordu. Kendi saçında sıcak dönemlerde ortaya çıkan minik canlıları temizlerken hissetmişti bunu.
İmne o gece gözlerini gökyüzüne dikmiş bir şekilde mağaranın girişindeki geniş kayanın üzerinde gün ağarıncaya dek oturdu. Asclow la hiç konuşmadı! Tan yeri karanlığında yola koyuldu güneşin battığı istikamete bir saat kadar yürüdü içindeki öfkeyi bastıramıyor Asclow'dan hıncını çıkaramıyordu onu cezalandırmak için Asya'sı gibi yok olması gerektiğini hissetti içinde. Kendini boşluktan aşağıya bıraktı. Jabirow kanyonundan düşerken zihninde iki ihanet daha belirdi ayarlayış onun da karmasına işlenmişti. Ayarlayış Çalışmaya başlamıştı...
Jarnem 2087
Devamı 10/08/22