Bir kaygı, kaygıyı uyarıcı hale getiren etkeni bularak açıklanabilir. Kaygı beraberliğinde oluşan kötü düşünceleri ve onları bastırmamızın altında ki nedenleri bulmak için önceden de var olan kaygıları dikkate almak gerekir. Bunun içinde çocukluğa döneceğiz.
Temelde bunlara sebep olan kötülüktür, sıcak bir sevginin ve hissi yakınlığın olmayışıdır. Çocuk sevilip değer verildiğini hissettiği sürece bazı travmatik olaylara -sütten kesme, atılan dayak gibi- güç gösterebilir. Genellikle çocuğun bu ihtiyaçlarını alamama sebeplerinden biri de ebeveynlerin kendi nevrozlarından dolayı bunu çocuğu yansıtamazlar. Ancık bunu aileler kamufle eder, çocuklarına iyi baktıklarını söyleyerek. Bir annenin gereksiz kuruntu ve kaygıları ya da fedakar tutumu gelecek için hem kendisini hem çocuğu büyük oranda etkiler.
Ebeveynlerin, çocuklarında ebevenylerine karşı düşmanca güdüleri arttıracak çok fazla eylemde bulunurlar, bilmeden. Diğer çocuklarla kıyaslama, haksız yere bağırma ve suçlama, fazla müsamaha, yerine getirilmeyen sözler. Bir diğeri de çocukların ihtiyaçlarına yönelik sunulan davranışlar, arkadaşlıklarını bozmak, düşünceleriyle alay etme, çocuğun isteklerine karışmak gibi tutumlar. Bu davranışlar çocuğun iradesini büyük bir anlamda dirhem dirhem parçalar.
Çocuğun düşmanlığını meydana getiren etkenlerden biri de cinsellik konusunda ki isteklerin engellenmesi ve kıskançlıktır. Çocukluk düşmanlığının genel olarak hazza ve mastürbasyon gibi cinselliğe yönelik yasaklayıcı tutum nedeniyle düşmanlığın ortaya çıkması ihtimaldir -düşmanlıktan bahsettiğimiz isyankarlıktır, bilmeyenler için açıklamak istedim-. Ancak çocuğun bu meraklarını engellemek düşmanlığı uyandırma için tek bir kaynak değildir. Eğer çocuğa bu engellemenin doğru, adil ve gerekli olduğu hissetirilirse anlamlı bir engelleme olduğunu düşünürler. Mesela aileler gereksiz bir vurgu yapmaz ve çocuğu çok fazla ve şiddetli olmaksızın zorlamazsa, çocuk bazı kuralların uyulmasına aldırmaz. Çoğunlukla çocuk sevildiğinden ve cezanın doğru bir karar olduğundan, zarar verme ya da bağırma niyetiyle verilmediğinden emin olmak kaydıyla verilen cezalara aldırış etmez. Bu engellemelerden düşmanlığın yani isyankarlığı yol açıp açmadığı hükme bağlamak zor, çünkü çocuğa bir sürü engelleme dayatan bir çevrede genellikle yeterince başka kışkırtıcı etken mevcuttur.
Kıskançlığın yetişkinlerde olduğu gibi çocuklarda da korkunç bir nefretin kaynağı olabilir. Kardeş rekabeti büyük bir kıskançlığa yol açmasıyla beraber nevrotik bir çocuk için sonraki yaşamda da devem edecek etkileri konusunda hiç şüphe yok.
Eğer çocuk bahsettiğimiz gibi bir ortamın içerisindeyse yani engelleme, suçlama, kendi ihtiyaçlarının engellenmesi gibi bir ortamın içindeyse bir çok tehlike vardır. Biri, çocuğun bütün suçu üzerine alması ve sevilmeye değer biri olmadığı hissetmesidir. Burada ki asıl tehlike şudur, bastırılmış düşmanlığın -isyankarlığın- kaygı oluşturmasıdır.
Bu durumlarda çocuk şu nedenle bastırma tekniğini uygular: çaresizlik, korku ve suçluluk hisleridir. Yaşamın ilk iki ya da üç yılının ardından baskın olan biyolojik bağımlılıktan, çocuğun zihinsel ve entelektüel yaşamını kapsayan bir bağımlılığa doğru kesin bir değişim vardır. Değişim, çocuk ilk yetişkinliğe erişene ve yaşamın iplerini kendi ellerine alabilene kadar devam eder. Beraberliğinde çocukların ebeveynlerine bağımlı kalma derecelerinde büyük farklılıklar olur. Bu genellikle ailelerin çocuklarının eğitiminde neyi elde etmeye çalıştıklarına bağlıdır, örnek: Çocuğun cesur, bağımsız, her durumla baş edebilen, onu itaatkar kılmak, yaşamdan habersiz tutmak ya da yirmi yaşına kadar ona çocuk muamelesi yapmak olsun, bu değişmez. Uygunsuz koşullar altında yetişen çocuklarda çaresizlik genellikle gözdağı vererek, bebek muamelesi yaparak ya da çocuğu duygusal bağımlılık aşamasına kadar getirip bu aşamada tutarak yapay şekilde pekiştirilir. Çocuk çaresiz bir birey haline geldikçe, isyankarlığını, karşıtlığını göstermeye daha az cesaret edecek ve bu isyankarlık daha çok bastırılıp ertelenecektir. Bu durumda çocuğun altında yatan duygu şudur:
İsyankarca düşmanlığımı bastırmam gerek çünkü sana ihtiyacım var.
Korku doğrudan yasaklamalar ve cezalarla, çocuğun şahit olduğu öfke patlamaları ya da şiddet sahneleriyle doğabilir. Dışarıda ki serseri çocuklardan, yabancılardan, tehlikelerden örnekler ile etkileyerek gözdağı verilmesiyle çocukta oluşacak duygu şu olur: İsyankar ve düşmanca hislerimi bastırmam gerekiyor çünkü senden korkuyorum.
Sevgi,düşmanlığı bastırmanın başka bir sebebi olabilir. İçtenlikle duygusal yakınlık olmaıdğı zaman, ebevenlerin çocuğu ne kadar çok sevdikleri ve onun için kendilerini kanlarının son damlasına kadar nasıl feda edecekleri üzerine yaptıkları büyük bir sözel vurgu vardır. Çocuk, özellikle gözdağı verilmediği takdirde, sevginin yerini tutan bu şeye bağlanıp uslu olmanın ödülünü kaybetmeyeyim diye isyankar olmaktan korkabilir. Böyle bir durumda çocuğun altında yatan duygu şu olacaktır: Sevgiyi kaybetme korkusu nedeniyle düşmanlığı bastırmalıyım.
Çocuk, anne ve babasının onu yalnız bırakacağı, yardımlarını geri çekecekleri ya da ona düşman olacakları korkusuyla hareket eder. Bir çocuk yasaklı bir şeyi yapma konusunda ne kadar çok suçlu hissettirilirse, ailesine karşı isyankar, kindar ve suçlayıcı olmaya o kadar az cesaret edecektir.
Şimdi, her çocukluk kaygısı mutlak bir nevroza yol açar mı? Eğer çocuk öylesi bir ortamdan erken bir çevre değişikliği ya da her tür önleyici etki gibi uygun koşullar sayesinde belirli bir nevrozun önüne geçilebilir ancak yaşam koşulları ve çevre kaygıyı azaltan türden değilde artıran türdense kaygı sadece ilerlemekle kalmaz aşamalı olarak artar ve bir nevrozu oluşturan tüm her şeyi harekete geçirir.
Temelde bunlara sebep olan kötülüktür, sıcak bir sevginin ve hissi yakınlığın olmayışıdır. Çocuk sevilip değer verildiğini hissettiği sürece bazı travmatik olaylara -sütten kesme, atılan dayak gibi- güç gösterebilir. Genellikle çocuğun bu ihtiyaçlarını alamama sebeplerinden biri de ebeveynlerin kendi nevrozlarından dolayı bunu çocuğu yansıtamazlar. Ancık bunu aileler kamufle eder, çocuklarına iyi baktıklarını söyleyerek. Bir annenin gereksiz kuruntu ve kaygıları ya da fedakar tutumu gelecek için hem kendisini hem çocuğu büyük oranda etkiler.
Ebeveynlerin, çocuklarında ebevenylerine karşı düşmanca güdüleri arttıracak çok fazla eylemde bulunurlar, bilmeden. Diğer çocuklarla kıyaslama, haksız yere bağırma ve suçlama, fazla müsamaha, yerine getirilmeyen sözler. Bir diğeri de çocukların ihtiyaçlarına yönelik sunulan davranışlar, arkadaşlıklarını bozmak, düşünceleriyle alay etme, çocuğun isteklerine karışmak gibi tutumlar. Bu davranışlar çocuğun iradesini büyük bir anlamda dirhem dirhem parçalar.
Çocuğun düşmanlığını meydana getiren etkenlerden biri de cinsellik konusunda ki isteklerin engellenmesi ve kıskançlıktır. Çocukluk düşmanlığının genel olarak hazza ve mastürbasyon gibi cinselliğe yönelik yasaklayıcı tutum nedeniyle düşmanlığın ortaya çıkması ihtimaldir -düşmanlıktan bahsettiğimiz isyankarlıktır, bilmeyenler için açıklamak istedim-. Ancak çocuğun bu meraklarını engellemek düşmanlığı uyandırma için tek bir kaynak değildir. Eğer çocuğa bu engellemenin doğru, adil ve gerekli olduğu hissetirilirse anlamlı bir engelleme olduğunu düşünürler. Mesela aileler gereksiz bir vurgu yapmaz ve çocuğu çok fazla ve şiddetli olmaksızın zorlamazsa, çocuk bazı kuralların uyulmasına aldırmaz. Çoğunlukla çocuk sevildiğinden ve cezanın doğru bir karar olduğundan, zarar verme ya da bağırma niyetiyle verilmediğinden emin olmak kaydıyla verilen cezalara aldırış etmez. Bu engellemelerden düşmanlığın yani isyankarlığı yol açıp açmadığı hükme bağlamak zor, çünkü çocuğa bir sürü engelleme dayatan bir çevrede genellikle yeterince başka kışkırtıcı etken mevcuttur.
Kıskançlığın yetişkinlerde olduğu gibi çocuklarda da korkunç bir nefretin kaynağı olabilir. Kardeş rekabeti büyük bir kıskançlığa yol açmasıyla beraber nevrotik bir çocuk için sonraki yaşamda da devem edecek etkileri konusunda hiç şüphe yok.
Eğer çocuk bahsettiğimiz gibi bir ortamın içerisindeyse yani engelleme, suçlama, kendi ihtiyaçlarının engellenmesi gibi bir ortamın içindeyse bir çok tehlike vardır. Biri, çocuğun bütün suçu üzerine alması ve sevilmeye değer biri olmadığı hissetmesidir. Burada ki asıl tehlike şudur, bastırılmış düşmanlığın -isyankarlığın- kaygı oluşturmasıdır.
Bu durumlarda çocuk şu nedenle bastırma tekniğini uygular: çaresizlik, korku ve suçluluk hisleridir. Yaşamın ilk iki ya da üç yılının ardından baskın olan biyolojik bağımlılıktan, çocuğun zihinsel ve entelektüel yaşamını kapsayan bir bağımlılığa doğru kesin bir değişim vardır. Değişim, çocuk ilk yetişkinliğe erişene ve yaşamın iplerini kendi ellerine alabilene kadar devam eder. Beraberliğinde çocukların ebeveynlerine bağımlı kalma derecelerinde büyük farklılıklar olur. Bu genellikle ailelerin çocuklarının eğitiminde neyi elde etmeye çalıştıklarına bağlıdır, örnek: Çocuğun cesur, bağımsız, her durumla baş edebilen, onu itaatkar kılmak, yaşamdan habersiz tutmak ya da yirmi yaşına kadar ona çocuk muamelesi yapmak olsun, bu değişmez. Uygunsuz koşullar altında yetişen çocuklarda çaresizlik genellikle gözdağı vererek, bebek muamelesi yaparak ya da çocuğu duygusal bağımlılık aşamasına kadar getirip bu aşamada tutarak yapay şekilde pekiştirilir. Çocuk çaresiz bir birey haline geldikçe, isyankarlığını, karşıtlığını göstermeye daha az cesaret edecek ve bu isyankarlık daha çok bastırılıp ertelenecektir. Bu durumda çocuğun altında yatan duygu şudur:
İsyankarca düşmanlığımı bastırmam gerek çünkü sana ihtiyacım var.
Korku doğrudan yasaklamalar ve cezalarla, çocuğun şahit olduğu öfke patlamaları ya da şiddet sahneleriyle doğabilir. Dışarıda ki serseri çocuklardan, yabancılardan, tehlikelerden örnekler ile etkileyerek gözdağı verilmesiyle çocukta oluşacak duygu şu olur: İsyankar ve düşmanca hislerimi bastırmam gerekiyor çünkü senden korkuyorum.
Sevgi,düşmanlığı bastırmanın başka bir sebebi olabilir. İçtenlikle duygusal yakınlık olmaıdğı zaman, ebevenlerin çocuğu ne kadar çok sevdikleri ve onun için kendilerini kanlarının son damlasına kadar nasıl feda edecekleri üzerine yaptıkları büyük bir sözel vurgu vardır. Çocuk, özellikle gözdağı verilmediği takdirde, sevginin yerini tutan bu şeye bağlanıp uslu olmanın ödülünü kaybetmeyeyim diye isyankar olmaktan korkabilir. Böyle bir durumda çocuğun altında yatan duygu şu olacaktır: Sevgiyi kaybetme korkusu nedeniyle düşmanlığı bastırmalıyım.
Çocuk, anne ve babasının onu yalnız bırakacağı, yardımlarını geri çekecekleri ya da ona düşman olacakları korkusuyla hareket eder. Bir çocuk yasaklı bir şeyi yapma konusunda ne kadar çok suçlu hissettirilirse, ailesine karşı isyankar, kindar ve suçlayıcı olmaya o kadar az cesaret edecektir.
Şimdi, her çocukluk kaygısı mutlak bir nevroza yol açar mı? Eğer çocuk öylesi bir ortamdan erken bir çevre değişikliği ya da her tür önleyici etki gibi uygun koşullar sayesinde belirli bir nevrozun önüne geçilebilir ancak yaşam koşulları ve çevre kaygıyı azaltan türden değilde artıran türdense kaygı sadece ilerlemekle kalmaz aşamalı olarak artar ve bir nevrozu oluşturan tüm her şeyi harekete geçirir.